Bir Öykü ve Bir Analiz

öteki4

Merhabalar

Öteki Dergi’de dördüncü hikayem de yayınlanmıştı Ekim ayında. Ben buraya yazmayı ihmal etmiştim. Yukarıdaki fotoğraf için yazdığım Gümüş Yonca isimli hikayeyi Şuraya tıklayıp okuyabilirsiniz.  Fakat bu yazının esas konusu bir hikayeyi haber vermek değil. Benim Öteki Dergi’deki yayınlanan hikayelerimi okuyan bir edebiyatçı, aynı zamanda yine Öteki Dergi’de yazar olan Muhammed Manap isimli arkadaş benim hikayelerime bir analiz, bir eleştiri metni yazmış. Okuduğumda çok mutlu olmuştum. Kendisi şu an vatani görevini yapıyor, hayırlı tezkereler dileyerek metni buraya da eklemek istedim. Sevgiler…

Öteki dergide yayınlanan diğer hikayelerime ulaşmak için ise şuraya tıklamanız yeterli.

“BİR KÜÇÜK ANALİZ

Her yazının bir girişi olmalıdır şiarından yola çıkıp Fatma Hanım’ın öykülerine sosyal medyada tesadüf ettiğimi söylemek istiyorum. Fikrimce yazıyla hem-dem olan kişileri yüz kırk karakterli alan kısıtlıyor. Bu alanda edebiyat aleminin en şanslı kişilerinden olsa gerek öykü yazarları. Ne de olsa yoğun bir anlatım hedef onlar için.

Fırından yeni çıkan ekmekler nasıl cam önlerinde alıcılarını bekliyorsa kâğıda yeni dökülmüş kelimeler de okuyucularını o şekilde bekliyor. Nitekim kelimelerin sahipleri de… İşte böyle bir anda tanışıyorum zihnimde “leyl-i meccani” olarak kalan yazarla. “Benim de öykümü tahlil edecek olan var mı?” diye sesleniyor yüz kırk karakterden. Evet var. Ben ve benim dışımda buna rast gelen üç beş kişi. Yarım saate kalmadan bazı yorumlara takılıyor gözüm. Sonra ben de başlıyorum okumaya.

Fatma Zehra Sunay öykülerini tek kelime ile anlatacak olursak “hüzün” ibaresi eksik durmayacaktır. Ondaki bu hüzün bizi zaman zaman Kutlu hikayelerinin gündemi yakalayan havasına zaman zaman da Harmancı hikayelerinin şarkılara dokunmasına götürüyor. Metinlerdeki göndermelerden de anlaşılacağı gibi Sunay derin okuma kültürü içerisinde kendisini beslemiş bir yazar. Cümlelerin edebî ölçütte akması , betimlemelerin kulağı rahatsız etmemesi ve flu perdenin heyecan/merak arzusundan örselenmemiş olması… Örneğin Leyl-i Meccani öyküsündeki şu paragraf ile yazarın yazma yolundaki çabasına şahit oluyoruz:

“İki gün boyunca kütüphanedeki ansiklopedileri karıştırdım durdum. A harfinden Azerbaycan’a ilişkin ne varsa okudum. Üç gün de yazmam sürdü, uçakta gördüğüm manzaraların tasviri ile başladım, Bakü bağlarındaki üzümlerin renklerinden tutun da, alçak tabureli kahvelerde içtiğim çayın tadına kadar hayal edip yazdım. Adım adım gezdim Bakü’yü. Yediklerinden içtiklerinden, giyim kuşamlarından bahsettim. O emekli öğretmen oraları gezerken nasıl hissediyor olabilir diye düşündüm düşündüm yazdım işte.”

Aynı öyküde yaşanılan çağa şahitlik etme görevini de eksiksiz yerine getirmiş oluyor yazar. 80’li-90’lı yılların genel öğretmen profilini de ortaya koyuyor:

“Haftada bir tırnak, mendil, diş, saç kontrolü yapıyor müdür yardımcısı. Uzun tırnak, sarı diş, düzensiz saç ve pis mendile tahammülü yok. Bizden daha büyüklerin bir de koltukaltlarına bakıyor, utana sıkıla gösteriyor kızlar. “Ha şöyle misler gibi olacaksınız” diyor, eğer beğenmezse de elindeki tahta cetvelle birbirine bitiştirdiğimiz parmaklarımıza vuruyor sert sert.”

“Kaldır kız tek ayağını”, “Nerden çaldın da yazdın bu yazıyı edepsiz? Bir de utanmadan kendim yazdım diyorsun.”

Evet, ne yazık ki o yıllarda istenmeyen öğretmen davranışları çok daha fazlaydı. Belli ki Sunay da bu durumdan rahatsızlık duymuş, belki de o sopalardan nasibini almıştı.
Bununla beraber öykünün başlangıcı sonundan iklim olarak daha farklı bir yapıda. Özlenen bir anne… Özlenen bir babalık duygusu… İç acıtan üvey evlat isyanı… Her haliyle okunası olan bu öykünün bir de “parasız yatılı” imgesi bulunuyor. Bana kalırsa yazar bu öykünün ya ana kahramanı ya da ana kahramanın çok yakın bir arkadaşı. “Parasız yatılı” olarak anılan ikinci yeni şâirlerine etki eden kalabalık içinde yalnızlık çekme duygusu öyküde ben buradayım diyor.

Akışı bozulmayan diyaloglar da bizlere Yaşar Kemal’in İnce Mehmet’inden kesitler sunuyor ara ara. Yine Yaşar Kemal havasında ileriye gitmeyen, kılcal damarlara dokunmayan bir argo karşılıyor Neriman Öğretmen’i. Bir okuyucu olarak da o tabiri Neriman Hanım’a yakıştırdım. Sunay’ın başarısı denilebilir. Merak edenleri Leyl-i Meccani’ye davet ediyorum.

Sunay’ın bir başka öyküsü olan “Gümüş Yonca”da bir çekişmenin ortasında bulunuyor okuyucu. Kısmet ifadesi ve öncesinde sarf edilen cümleler bir ironinin resmi gibi. Hüzünlü bir giriş ve insanın bu hayattaki kaçınılmaz döngüsü. Alın tasviri de yerli yerinde. Sunay bu tasviri öylesine yapmadıysa bizi profesyonel bir duruş ile karşı karşıya bırakıyor demektir.

İdeali olan insanlara daima özenip de tek bir ideal çerçevesinde yaşayan kahramanın bu özelliği başta da belirttiğim gibi bir çekişmenin sonucu. Yine de umut eksilmiyor. Kahraman yalnızlığından, hayalinden faydalanmaya çalışıyor. Özgürce gezmek gibi…

Öykü içinde öykü var bu metinde.  Kişilerin hepsini konuşturarak kimseyi sukût suikatine uğratmıyor yazar. “. Bu bakışların anlamını anında çözdü ve Mücella Teyze’ye dönüp; kalkıp mutfağa gitmeyi, kadınların temel besin kaynakları olduğunu düşündüğüm şeyi yapmayı teklif etti; kısır.” cümlesiyle de bizi günlük hayata çekmeyi başarıyor.

Fatma Zehra Sunay Leyl-i Meccani’de de olduğu gibi Gümüş Yonca’da da kahramanların dilinden konuşmayı ustalıkla başarmış. Zaman zaman geriye dönüş tekniğini de kaşıklayarak yazıya tatlı bir nostalji katmış. Zeynep’in hazin hikayesinin bir benzerini önceki öyküde de görmemiz Sunay’ın “anne özlemi” çekiyor olabileceğinin işareti. Kolyenin anneyi hatırlatması…
“Ölü Evi” ismini alan öyküde zihnimize kazınan Fatma Zehra Sunay şablonuna ait pek çok detay var. Metne yine keskin bir giriş yapılmış. Kahramanlar konuşuyor,sık sık konuşuyor. Daha önce değindiğim iki öyküde olan “anne” burada da yer bulmuş kendine. Bu sefer diğerlerinden farklı. Korkulması gereken biri olarak sunulmuş. İleride, yazarın öykülerinde daima bulunan bu şahsın detayını öğrenebiliriz belki.

“Telgrafın telleri” selamlıyor bizi gelişme bölümünde. Üstadların yaptığı gibi. Yazar bu şekilde okuyucusuyla arasında bir ilişki kuruyor. “Bak burada senden de bir şeyler var.” der  gibi bir bakıma. Evi, sokağı, mahalleyi arkadaş ettiği paragrafta şöyle de bir geçmiş fotoğrafı koymuş önümüze:

“ Pazar günleri bizim evde hep aynıydı, annem saatlerce elinde çamaşır yıkar, radyo tiyatrosu dinler, sonra da tutulmuş sırtıyla robot gibi dolaşırdı evin içinde.”

Etli ekmek, cenaze merasimi gibi unsurlarla bir kere daha ana şahitlik eden Fatma Zehra Sunay hiçbir şekilde öykünün ana eksenine müdahale etme gafletine düşmüyor.

Öykünün en olaylı bölümü ölü evine gidiş macerasına tesadüf ediyor. Daha çok hüzün ve geriye dönüşün harmanlandığı Sunay öykülerinde ilk defa merak ve heyecan bu denli geniş yer tutuyor. Uzun diyaloglar gözümüzün önüne o yeşil evi getiriyor. Bu hâl bana Tarık Dursun’u anımsattı. TDK’den sık sık ödül alan yazarı. Onu ödüllü yazar yapan yegane durum olan gerçeği zihinde sahneleme yeteneği Ölü Evi’ne giderken yoldaşımız oluyor. Yazarda ara ara hissedilen İslamî söylem de şu cümlelerde iyice demlenmiş bulunuyor:

“Bildiğim bütün duaları peşpeşe sıralıyor, abdestsiz namaz kıldık diye başımıza bunların geldiğine inanarak Allah’tan özür diliyordum.”

İşte bu cümlelerde de çocukluğun, evlerde aşılanan kıssaların insana masum bir yön katması var.

Öykünün sonlarına gelindiğinde yazar bizlere polisiye bir romanın son satırlarına gelmişiz hissini vermekte. Beklenmedik bir son. Duygusal bir sarılma. “Baba” duvarının yıkılışı ve göz yaşları.

Sunay öykülerinde beni rahatsız edecek bir olumsuzluk yok .Hüzün var… Flu alanlar geniş. Edebiyat en basit anlamda hayat demekse öykü hayatın her alanına ulaşmalı. Sokağa, argoya, çocuğa, yitirilişe, umuda. Genç bir yazan olarak okumaktan keyif aldım. Umarım daha fazla yazar Fatma Hanım. Biz de daha fazla istifade ederiz. Bize iyi okumalar diyelim. Fatma Zehra Sunay’a da iyi yazmalar dileyelim…”

 

 

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı İzdüşüm içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s