Kitap #108 Albayım Beni Nezahat İle Evlendir

image

“Bu kadar kayıptan sonra geriye kalan nedir ve hakikaten nedir, mesele nedir?”

Ev

-Psssst istediğin kitap var mı, sipariş veriyorum. Varsa hemen söyle yoksa sonsuza kadar sus.

-Var var. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku var, Albayım beni Nezahat ile evlendir var bir de İkircikli Biricik var.

-Ney ney? Çok mu arıyorsun bu kitapları?

-Aslında Bizim Büyük Caresizligimiz de var da onu sonra şeyapsan da olur. Dur ben sana isimlerini yazıp yollayım😉

Tövbe estağfurullahlar çekilir, siparişler verilir ve kitaplar gelir. Nezahat eksiktir. Olsundur, istikamet Ankara’dır, Niğde’de bulunamayan orada muhakkak bulunurdur ve alınırdır.

Arkadaş Kitabevi

-İlhami Algör kitaplarını arıyorum ben nerededirler acaba?

-Hangisi Biricik mi?

-Yok o değil.

-Müzeyyen?

-Hayır o da değil.

Sol kaşını kaldırıp, sağ gözünü kısan görevli arkadaş bir süre düşünüp, bir “Evreka” edasıyla parmağını şıklatır.

-Nezahat değil mi? Ne kitap ama…

Şaşkınlıkla mimikleri beni takip edin demeye getiren arkadaşı takip ederim. Teşekkür edip kendisine yol verdikten sonra da, kafamı ne zaman kaldırsam onaylayan(neyi bilmem?) bakışlarını üzerimde hissetmenin tedirginliği ile diğer alacaklarımı da alıp çıkarım dükkandan.

Sahil

-Yedin tatili şu üç kitapla.

-Ama çok güzeller. Bayıldım adama.

-Hangi adama?

-Yazar canım; İlhami Algör

– Haa şu ikircikli adam

Müzeyyen’e bir helal olsun çekip Nezahat ile devam etmiştim okumaya. Kitabın ismindeki “Albayım” kelimesinde acaba Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ına bir gönderme mi var diyerek.

Hikaye Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun devamı niteliğinde diye düşünülebilir. Hatırlarsanız o hikayede işi gücü bırakıp yazmaya takan, rüzgarı kendinden menkul esintili bir tip vardı. Yazdığı hikaye Müzeyyen tarafından yerden yere vuruluyor idi. Bu kitapta da ilk kitaptaki o esintili tipin yazdığı hikayedeki kahraman anlatılıyor. Hikaye icindeki yazarın yazdığı hikayenin kahramanı. Hani şu hikayenin sonunda, ipin yarısında cambazlık yapmayı unutan bir ip cambazına dönüşmek istediğini belirten kahraman. Bu sefer kahramanımızın amacı, kimse tarafından kurgulanmayan başına buyruk, kalbinin sesini dinleyerek hareket etmek isteyen bir hikaye kahramanı olmak. Laf aramızda bir de bu kahraman da benim gibi Müzeyyen’i haklı bulmakta.🙂

Böyle yazarken farkettim de bu konuda yazmak aslında ne kadar da zor olsa gerek. Yani bir hikaye yazacaksınız, hikayenizdeki kahraman yazar tarafından kurgulanmamaya kafayı takmış olacak. Ama İlhami Algör bence harika yazmış. Okuyucu çok rahat bir şekilde ilk sayfadan kendini kaptırabiliyor. Bu da belki anlattığı konudan ziyade kullandığı üsluptan kaynaklanıyor.

Kitapta benim en çok hoşuma giden bölüm giden bir geminin arkasından düşünülen şu durum;

“Bizim için gidiyor olan ise, gittiği yer için geliyor olabilir. Bu durumda gittiği yere gidip orada bekleyebiliriz.”

Esasında pek de hoşa gidilesi bir yaklaşım değil; bizim için gidenler bir başkası için gelen oluyor. Karşı kıyıya geçip beklemek bizi bir başkası yapmayacağına göre… Ne diye hoşuma gittiyse🙂

Arka kapak alıntısı da kitabın en vurucu bölümü;

“Al bu elmayı Nezahat” diyebilirdim, “sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: ‘Albayım beni Nezahat ile evlendir.’ Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var.”

Bu bölüm haricinde yine beğendiğim, altı çizilesi cümlelerden bir kısmı da şöyle idi;
“Bir uçurtma için en güzel uçuşun ipi kopukken olabileceğini düşünürdüm. Bazıları buna “düşme hali” diyebilirdi. “

“Ondan söz edildiğinde, asla doymayacak bir kuyu açlığıyla dinlemenin ve dolup dolup gecelerioyalanmak içişn eşşek kulaklı bir kralın hikayesini sabahlara kadar ezberden tekrar etmenin nasıl bir şey olduğunu bilmeyebilirlerdi. Sorsalardı söylerdim. “Vallahi” derdim “ben de bilmiyorum bu kadar derine tüpsüz nasıl daldığımı göğsümde bir ağırlık hissetmeden.” “

“Annem bana gerçekleri kabul etmesini, hayat ise onlardan kaçmasını öğretmiş olabilirdi. “

“Beni duymayabilirdi. Ben duyulmadığım yerlerden gitmek hastaığına tutulmuş olabilirdim. Tedavisi kırk beş derecelik sıvılarda boğulur gibi yapmak olabilirdi. Deneyebilirdim. “

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s