Kitap Tanıtımı #101 Cehennem Çiçeği

DSC_0748[1]

CEHENNEM ÇİÇEĞİ

Yazar: Alper Canıgüz

Yaz tatilinde Tatlı Rüyalar isimli kitabı ile tanışmıştım Alper Canıgüz ile. Bu kitap ise okuduğum ikinci Canıgüz kitabı oldu. Aslında Oğullar ve Rencide Ruhlar kitabının devamı niteliğinde yazılmış bir kitapmış Cehennem Çiçeği, ya da devam demeyeyim de ana karakter aynı kişi imiş; “Alper Kamu”.  Fakat ben onu okumadığım halde beğenerek okudum Cehennem Çiçeği’ni. İçerisinde bir kaç gönderme ve karakterler  haricinde konu olarak bağımsız bir kitap diyebilirim. April Yayınları’ndan çıkan Cehennem Çiçeği Haziran 2013’te 1. baskısını yapmış ve toplam 221 sayfadan oluşuyor.

Kitap 5 yaşında büyümüş de küçülmüş Alper Kamu ismindeki minik bir dedektifin hallerini anlatıyor. Tıpkı Tatlı Rüyalar’daki gibi absürt durumlar bolca mevcut, gerçeklik noktasına  çok  takılmazsanız; ki ben zaman zaman bu noktaya takıldım, severek okunabilir diye düşünüyorum. Mesela 5 yaşındaki bir çocuğun İsmet Özel’den alıntı yaparak konuşması noktasına takıldım; çocuğun okuma yazma bilmesine, karakollara elini kolunu sallayarak girmesine, polislerle savcılarla kanka olup cinayet çözmesine takılmamışım da İsmet Özel okumasına takılmışım😀

Alper Kamu hep 5 yaşında bir çocuk, Oğullar ve Rencide Ruhlar’da da aynıymış, hiç büyümemiş. Alper, amcasının ölümü ardından onun sırlarla dolu geçmişini didiklerken beklemediği bir sonuca ulaşıyor. Aynı zamanda mahallelerinde kardeşini boğarak öldürdüğünü söyleyen bir çocuğun da aslında masum olduğunu, esas katili bulmaya çalışarak ispat ediyor.

Genel olarak gülümseten bir tarzı var yazarın ama ne hikmetse gülerken hüzünlere de boğabiliyor. Sonu sürprizli bitiyor ve bolca hüzünlü. Spoiler gibi olmazsa Alper Kamu ölecek diye ödüm koptu diyebilirim sonlarda.

En çok babasının kendisine uyumadan önce anlattığı hikaye  bölümü ile, cinayetin işlendiği apartmanın çatısında geçen koşturma bölümünü sevdim.

En beğendiğim bölüm şu kısımdı, fotoğrafını çekip bir kaç kişiyle paylaşmıştım okurken :) ;

“Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki. Üstelik tecrübe gösteriyordu ki, bu zıkkım, mutluluktan ziyade bir felaket müjdecisiydi. Peki neden herkes onun peşindeydi? Ya da öyle miydi hakikaten? Annemle babamı düşündüm. Onlar birbirine aşık falan değildi. Bir zamanlar öyle olduklarına da delalet eden bir şeye de rastlamış değildim. Ara sıra hır gür yaşasalar da, iyi kötü geçinip gidiyorlardı işte. Gündüzleri av avlayıp kuş kuşluyor, geceleri mağaralarına çekilip dinleniyor ve boş zamanlarında bir de potansiyel seri katil büyütmek suretiyle boy boylayıp soy soyluyorlardı. Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.”

Ve de şu cümleler de güzeldi…

“Hayatı anlıyorum,” dedim. “sadece kabullenemiyorum”

“Adaleti bu dünyada arayan yalnızca belasını bulur”

“Herkesin delirmek için bir nedeni vardır”

“Sevdiğin kişiye asla iyi geceler dilememelisin. Uykunun aranıza gireceğini düşündürürsün.”

“İnsan hayatı bu kadar kutsalsa neden tarihi ekseriyetle caniler yazıyordu”

“Evin içi, dışından bile daha berbat bir haldeydi. Bütün eşya, döküntü birkaç parça mobilya ile kırk yıllık siyah beyaz bir televizyondan ibaretti. Ortalığı öyle bok götürüyordu ki, ancak açlıktan ölmek üzere olan bir fare, sevdikleriyle helalleştikten sonra içeri adım atmaya cesaret edebilirdi.”

“Ne satıyon lan sen?” sesinde, yağ bazlı boyaları inceltmeye ya da nesneleri birbirine yapıştırmaya yarayan bazı maddelerle kullanım amacı dışında pek çok deneyimi bulunanlara özgü bir tını vardı. “

“Bir baba olarak söyle evladına: aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar ne boktur?

Gülmesi biraz dinince, “tanrı gibi düşün,” dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. “İnanıyorsan var olup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. ve elbette ki aşk da tanrı da ölümsüzdür.”

Bir çok insan gibi düşünüyorum ben de; ve Alper Canıgüz sevilesi bir yazar bana göre de. Kitaplarında pek çok unsuru bir arada kullanabiliyor. İmgelemeleri, benzetmeleri, absürt de olsa esprileri ve bir anda hüzünlendirmeleri gayet güzel.  Cümleleri sade ama çarpıcı. Ama şu da var ki, hakkında anlatılanlar nedeniyle benim beklentim daha yüksekti herhalde. Bu nedenle beklentimin daha altındaydı diyebilirim kitap için.  Ve kitapta Tatlı Rüyalar kitabındaki bir kaç karakterin isminin anılması beni ekstra keyiflendirdi diyebilirim. Severek okuyacağınızı düşünüyorum.

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s