Kitap Tanıtımı #99 Olduğu Kadar Güzeldik

oldugukadarguzeldik1

OLDUĞU KADAR GÜZELDİK

Yazar: Mahir Ünsal Eriş

İlkinden burada bahsetmemiş olsam da yazarın okuduğum ikinci kitabı “Olduğu Kadar Güzeldik”.  Zaten de şimdilik iki kitabı var. Külliyatı devirdim sayabiliriz o zaman ha? İki kitap da İletişim Yayınları’ndan çıkmış. Adam benimle aynı yaşta ama benden daha güzel cümleler kuruyor efendim. İtiraf etmem gerekir ki ilk kitabı okurken bu durumu fazlasıyla kıskanmıştım ve neticede kendisinden pek de hazztmemiştim. Ama kıskançlık duygusunun kitabını yazabilecek biri olarak diyorum ki insan genelde hayran olduğu insanları kıskanıyor. Tabi hayran olduğum üslubun ikinci kitabını da bi koşu sipariş edip/ Niğde gibi yerde nerde bulacan Mahir Ünsal Eriş kitabını?/ okudum efendim. İlk kitaptaki duygularım değişti. Kendisini ufaktan sevmeye de başladım. Kitap zaten fevkaladenin fevkinde Bülent Ablamızın deyimiyle. Her ne kadar Yıldız Tilbe’nin şarkı sözü kitaba isim vermiş olsa da ben olduğu kadar değil epeyce güzel buldum. Kendisinden bahsederken “Gençlerbirliklidir. Söylenişi bile güzel” diyor gülümsüyorsunuz. Kitabı ithaf ederken “annemle babam bana ‘aferin oğlum’ desinler diye.” yazdım diyor burnunuzun direği sızlıyor.

Hikayeler de öyle… Kimi zaman gülüyor tam gülerken boğazınız düğümleniveriyor. Her karakter sahici ve genelde kazanamayanlardan oluşuyor. Sekiz tane hikaye var. Beni en çok etkileyen demeyeyim de/çünkü hepsi çok etkileyiciydi/, en az etkileyen  “işe çıkılacak gün” isimli hikaye oldu(bakmayın böyle dediğime o hikaye bile halen kanlı canlı hafızamda). Mekanlar bana aşina; sonradan Balıkesirli olan şanslı kadınlardanım ben. Doğuştan olsam şansımdan yenmezdim; cennet gibi yerler. Ne diye hala bozkırın göbeğinde yaşamaya devam ederiz bilmem… Bir de Ankara var mekanlar arasında; adam benim okuduğum/bir dönem yaşadığım yerleri anlatmış o bölümlerde… Nasıl sevilmez… İçerisinde Ankara geçen hikayeler daha bir tanıdık gelir bana sanki memleketimden bahsediliyormuşçasına okurum Emek’i, Cebeci’yi, Küçükesat’ı, Beşevler’i…

Ha bir de kitap 2013’te çıkmış hemen aynı yıl 60. Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı’nı kazanmış, e hakkı ama… “Sen o zaman parasız yatılıydın” isimli ilk hikayede kazanamayan bir baba var hayallerine ulaşamayınca evinden, ailesinden, huzurundan hatta yaşamından olan. “Benim adım Feridun” çok acıklı bir karakter olsa da çok eğlenceli olaylar yaşıyor, zaman zaman olmak istediğimiz gibi başka bir kimliğe bürünüyor. Bu hikayede aşk acısını  öyle güzel anlatmış ki, yüreğinizde hissediyorsunuz çakma Feridun’un acısını, yalnızlığını. “İşe çıkılacak gün” de bir hırsız ile empati yapıyorsunuz; kazanamayan bir öğrenci profili çiziliyor ki; hırsızlıkta bile kazanamıyor. “Kanatlarımız olsa be Metin” isimli hikayede kazanamayan bir aşık devrimcinin halini okuyup delirmesine üzülüyorsunuz. “Malibu” beni çok etkileyen hikayelerden biri, belki tam öyle olmasa da ona yakın bir öğretmen ile okuduğum için liseyi, belki öğretmen olduğum için… “Dayımın Avrupa’ya kaçırılışı” çok komik, yazarken bile gülümsedim. “Zehir miktarda” acıklı, ilk kitapta bir konsomatris ile empati yaparken bu kitapta “Kız Fikret” ile empati yaptırıyor, ağlatıyor. Ama benim içimi en çok sızlatan “Stoper” isimli hikaye oldu. Kazanamayan bir baba… Kitap arka kapağında da denildiği gibi; “Eriş hüzünlü mağlupların iyimser yazarı olmaya devam ediyor.” Aynen öyle, olan bitenlerin tüm arabeskliğine rağmen bir umut ışığı var her hikayede. Ha bir de ilk kitaptaki hikayeler ile bazı bağlantılar var hikayelerde… Mesela “Zehir Miktarda”  hikayesini farklı bir karakterin gözünden okumuştum ilk kitapta.

Bu yazıyı yazarken karşılaştım, bir röportajda bahsetmiş kitabın adı hakkında; “Bir gece Twitter’da gördüm. Eskişehir’de bir mekanda sahne almış Yıldız Tilbe. Dönüşte otelde Twitter’a girmiş tebrikleri karşılıyor. Orada birileri, ‘yine çok güzeldiniz’ gibi bir şeyler demiş. O da cevap vermiş öyle, ‘eh işte’, anlamında, tevazu takınarak, ‘olduğu kadar güzeldik.’ Aralık ayının 17’siydi. not aldım defterime. Bu, dedim, kitabımın adı olsun. Sağ olsun, Levent Cantek de itiraz etmeyince, oldu.”

Ha bir de instagram kullanıyor, twitter kullanıyor. İnstagramda Eylül’ün eline kitabını tutuşturup fotoğrafladığımız karenin altındaki “sizin hiç bu kadar tatlı okurunuz olmuş muydu?” soruma cevaben şunları yazıyor, beni mutluluktan uçuruyor; “yook. boyle tatlısını, güzelini ne gördüm ne duydum. guzel kitaplar gibi guzel, kalın romanlar gibi uzun olsun ömrü. selamlar. ☺️”

Kısaca oldukça güzel bir kitap. Bir kaç alıntı ile bitireyim ben bu yazıyı. Siz de ilk fırsatta okuyun.

“Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun. Ağzını açsan, alevler püskürüverecekmişsin gibi, ciğerlerine damla damla kurşun eritiyorlarmış gibi. Kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. Yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. Bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi; gelip göğsüne oturmasından belli. Kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış greyfurt tadını andırıyordur. Çok sevdiğin bir şeye benzeyen, ama o olmadığını da bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek neredeyse, değil ama işte. Hani kelime çok havalı olmasa, “kekre” diyeceğim. İstediğin kadar yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor, genzinden aşağı yuvarlanıp gitmiyor. Ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. Allah belasını versin.” 

“Sen yokken, yani sen evde aşk acısıyla, bittikçe altüst edilen bir kum saati gibi damla damla tükenirken, bu insanların hepsi yaşamaya devam ediyorlar. Elektrik faturası yatırıyorlar, sinemaya gidiyorlar, araç muayenesi yaptırıyorlar, kat karşılığı arsa için müteahhitlerle pazarlık ediyorlar, arabalara, dolmuşlara, teknelere, trenlere biniyorlar, konuşuyorlar, gülüyorlar, kavga ediyorlar, ter kokuyorlar, ayakkabı boyatıyorlar… Bir sen yoksun içlerinde ve bunun farkında bile olmuyorlar.”

“Bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. İlk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. Aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup da yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. Bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca, ‘sen de ne çok severmişsin be kardeşim’ desinler, “hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah; sen hiç üzme kendini!’ deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama. bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. ‘Hay ben böyle aşkın ıstırabını!’ deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.”

“Tıraş olmak ne garip şey, her seferinde altından gençliğin çıkacakmış gibi kendi yüzünü kazıyorsun, fakat yine, biraz daha yaşlanmış halin kalıyor eline. Aynadan bakıyor sana öyle geçkin, yorgun.”

“Hâlâ da inanmıyorum diyemem. Kalbimin bir tarafında ince bir sızı, ellerinde pankartlarla, dövizlerle toplanmış birilerini gördüğümde hatırlatıyor kendini hep. Ama hayat elvermiyor. Hayat, kendini öyle bir gelip senin karşına koyuyor ki, hayallerini, umutlarını, çocukluğundan, gençliğinden beri kurduklarını yutturuveriyor sana. Sınavlar geliyor, zoraki takılmış kravatlarla, en son akraba düğününde giyilmiş biçimsiz takım elbiselerle iş görüşmeleri geliyor, askerlik geliyor, kredi kartı geliyor, ay sonu geliyor, ihtiyarların bir bir ölmesi, gençlerin bir bir ihtiyarlaması geliyor. Durduğu yerde ağırlaşmaya başlıyor hayat. Yapış yapış bir şey gibi. Kanatlarına bulaşıyor, ökseye tutulmuş gibi kalıyor insan. Hani, zaten uçacağından değil de, yine de zoruna gidiyor. Daha büyük yarınların hayalini kurmak, yarın sabah kalkıp işe ya da iş aramaya gideceğin gerçeğinin arkasında kalıyor. Unutturuyor kendini, sanki bütün gençliğini ışıklar içinde geçirten o değilmiş gibi. İnsan utanıyor sonra o sarılı kırmızılı dergileri, bozuk megafonundan sokaktakileri umuda tavlamaya çalışan çatık kaşlı gençleri, duvarlara intizam bir aceleyle yazılmış o orak şekilli Ş harflerini gördükçe. Sanki önceden söylediği bir yalanı herkes öğrenmiş gibi utanıyor. Göz göze gelmemeye çalışarak uzaklaşıyor yanlarından, hayat da öyle geçip gitmiyor mu, biz güzel şeyler yapmaya çalışırken, tam da en güzel şeyler oluverecekmiş gibiyken. Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir.”

oldugukadarguzeldik

 

 

 

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #99 Olduğu Kadar Güzeldik için 1 cevap

  1. Arzu Fatma DOGAN dedi ki:

    Külliyat bitecek diye okumaya kıyamadığımdan, ileri bir tarihe sakladığım kitaptır. Fakat; bu güzel tanıtımdan sonra, söyler misin, nasıl mani olacağım kendime?🙂 Emeğine sağlık…

    Fotoğraflar da şahane. Özellikle “bankta kitap okuyan anneye duyulan hayranlık” temalı olana bayılldım. Maşallah, maşallah ve bir kez daha maşallah🙂 Mor tunik, eşarp ve kitap kapağı uyumuna ise hiç değinmiyorum!

    Ve son olarak, şöyle instagramlı twitter’lı yorumlar yazmayınız:/ Afakanlar basmakla beraber, değer verdiğim insanlara direk ulaşmamın sadece mail yoluyla olması sebebiyle üzülüyorum. Neyse bunu ben seçtim sonuçta🙂

    Kuveyt’ten Niğde’ye kocaman sevgiler😉

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s