Kitap Tanıtımı #98 Aylak Adam

Aylak AdamAylak Adam

Yazar: Yusuf Atılgan

Aylak Adam ilk baskısını Varlık Yayınları’ndan 1959’da yapmış. Günümüzde Yapı Kredi Yayınları tarafından basılıyor. Ben 37. baskıdan okudum. Toplam 155 sayfadan oluşan eser, edebiyatta bilinç akışı yöntemi denilen anlatım tekniği kullanılarak yazılmış. Daha önce Tehlikeli Oyunlar(Oğuz Atay) ve Çavdar Tarlasında Çocuklar/Gönülçelen(Salinger) kitaplarında rastlamıştım ben bu tekniğe. Okuması zor bir teknik ama bir yere kadar sabır gösterince kitap tadına doyulmaz bir hale geliyor… Kısacası ilk kez okumama rağmen, çok sevdim diyebilirim Yusuf Atılgan’ın da üslubunu ve gerçekçiliğini.

Kitapta bir isim bile verilmemiş bir karakter olan C.’nin bir sene boyunca başından geçenleri anlatmış Yusuf Atılgan. Dört bölümden oluşuyor Aylak Adam, her bir bölüm de birer mevsim.  C. huysuz, mutsuz, sıkılgan, her şeye karşı, toplumsal değerleri önemsemeyen, sıradanlaşmaktan korkan, çalışmayıp babasından kalan emlak kiraları ile geçimini sürdüren aylak bir adam. İşi gücü kitap okumak, sinemaya gitmek, sanat çevreleri ile takılmak. Amacı ise bir “tutamak” edinmek. Kitap boyunca bu tutamağı yani gerçek sevgiyi/aşkı (B. karakterini) arayıp duruyor ve hep teğet geçiyor. Bu tutamak hakkında kitaptaki şu bölüm çok hoşuma gitmişti;

“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi!”

Kitap çok etkileyici, biraz karamsar ve umutsuzluğa sevk edici gibi gelse de, ben elimden bırakamadım yarıdan sonra. Hatta bittikten sonra baştan bir daha göz attım altı çizilesi satırlara…(Hala kitapları çizemeyenlerdenim; kıyamıyorum) Bana göre her okuyucu C. karakterinde kendinden bir şeyler bulacaktır. Kitapta iki de aşk hikayesi geçiyor. Güler ve Ayşe…

Yine kitaptan aklımda kalan bir tespit de “a-da-ko” tespiti. Ağaç dalı kompleksi demiş Atılgan; ağaç dallarının gövdeden ayrılma eğilimi. İnsanları da dallara benzetmiş, köklerinden uzaklaşma gayretinde iken budanıp gövdeye yakın durmak zorunda bırakılan insanlar. Bu insanlar tedirgindir “yirmisekiz yaşındaydı ve tedirgindi” diyor C. için. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından kurtulup özgürlüğe uzanmak istemek ve yakınlarının bunu engellemeye çalışması.

Ve Zehra karakteri… Tüm bu arayışların müsebbibi Zehra diye düşündüm ben okurken. Zehra C.’nin teyzesidir, annesi o bebekken ölmüş ve teyzesi tarafından büyütülmüştür. Babasına duyduğu nefretin temelinde de Zehra’nın şefkatine olan düşkünlüğü yatıyor gibi geldi bana. Hayatına aldığı her aşkta Zehra’ya dair bir emare araması; bacaklar, koku ve  yaklaşınca şaşılaşan gözler gibi.

Bir tespit de ilgimi çekti ayrıca; aynı odada yalnız kalan iki insandan biri perdeyi, pencereyi, kapatıyor ise ya da kapıyı kilitliyor ise ve hatta günlüğüne “Onu seviyorum” yazdığı günün tarihini iliştiriyorsa; yani aklı aşk dışında başka herhangi bir şeye kayabiliyorsa o kişinin kendisini sevmediğine kanaat getiriyor. Ben buna çok hak verdim… İnsan aşıksa dünyayı evet evet aşk dışındaki her şeyi unutabilmeli…

Bir de evliliklere ilişkin düşüncelerini ise şöyle aktarmış;

“-Ben o evi biliyorum, dedi. Üç oda bir mutfaklı değil mi?
-Nerden biliyorsun?
-İçinde oturanları tanıyorum. Erkek en yakın lisede İngilizce öğretmeni. Karısı onunla evlensin diye okulunu yarım bıraktı. Sevişerek evlendiler. İki çocukları var: Biri kız biri oğlan. Erkek akşamları elinde paketler, kese kağıtlarıyla döner. yemek yerler. Çoğu geceler adam ya öğrencilerin yazılı ödevlerini düzeltir, ya da gazete okur. Arada “bu yıl kömür kıtlığı olacakmış” diye mırıldanır. Kadının kucağında hep yamanacak bir şeyler bulunur. Kocasına bakar. “Uğrunda fakülteyi bıraktığım bu rahatına düşkün adam mıydı?” diye düşünür. Sonra dalar. Bir gün okula giderken bir genç gözünün içine içine bakmıştı.” Neden kaşlarımı çattım ona, diye hayıflanır, onunla belki başka türlü olurdu.” Ya birlikte uyudukları yatak… Erkek karısının değiştiğini, okula yeni verilen tarih hocasını düşünür. Karısı otobüsteki gençledir…

İnsanların birbirleri hakkında haddinden fazla şeyleri  bilmelerini hep tehlikeli bulurum ben de. İlişkilerin zamanla soğumasının nedeni bu gibi gelir. Sanki hep takındığımız maskeler yüzümüzde kalmalıdır ne kadar yakın olursak olalım. Kendi isteğimiz ile çıkartacak olursak gün gelip pişman olma, ve uzaklaşma isteği duymaya neden olur sanki verilen sırlar. Bunu da şu şekilde ifade etmiş yazar; “Yüzüne baktıkça ona sarılmaktan çekiniyordu. İçini böyle çırılçıplak açan birinin, artık bunlar gören insani sevemeyeceğini sanıyordu. ‘Beni bırakırsa, bunları anlattığı için bırakacak’ diye düşündü”.

Okumayı bitirdikten sonra bir süre başka bir kitap okuyamama neden olan bir kitap oldu Aylak Adam. Etkiledi, sorgulattı, karamsarlaştırdı,  düşündürdü. Fakat kesinlikle okunmalı dediğim eserler arasına da girdi. Alıntılanabilecek cümle çok kitapta, çok az bir kısmını aktarayım ben…Keyifli okumalar diliyorum sizlere de…

“Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.” (s.100)

“Böyle içten yalnız çocuklar gülebilir. Bir de deliler… eskiden başımı bu bacaklara yatırmıştım.” (s.103)

“Ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.” (s.10)

 “Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” (s.11)

 “Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?” (s.39)

 “Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı…yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. ne kolaydı onlara uymak!…güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi…” (s.41)

 “İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olmuyor.”(s.63)

 “Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.” (s.69)

 “En yakınlarına bile siz diyenler tanırım. Üstelik onları sevdiklerini de söylerler. İnanılır mı onlara? Kibar görünme yapmacığı değil de nedir bu?” (s.106)
 “Sokakta üstüne yüklenen, yüzünü yalayan havayı görür gibi oldu. Okulda ona havayı “gözle görülmez” diye öğretmişlerdi. İşte görüyordu. Bundan böyle bu tanımlamanın değişmesi gerekti.” (s.101)

“Gücün dayanmaktansa yalnızlığıma kaçarım. Bana tek insan yeter. Sevişen iki kişinin kurduğu toplum. Toplumsal yaratıklar olduğumuza göre, insan toplumlarının en iyisi bu daracık, sorunsuz, iki kişilik toplumlar değil mi?” (s.108)

 “Bir sanatçının en güzel eseri hiç bitmeyecek olanı değil mi?” (s.112)

 “İnsan kendininkine uygun olmayanı bağışlamaz. Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamağa çalışana hoşgörülü diyoruz.” (s.113)

 “Evlenmek! Can sıkıcı dairelerden birinde, tanımadığımız bir adamın bizi birleştirmek görevine boyun eğmek. Bu onun sözü. Yemekte olanları ona anlatmadım.” (s.116)

“Olmuyordu. Huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktu.” (s.142)

“Kızlarda sinir buhranları başladı mı evlendirmeli. Evli kadında başlarsa boşandırman. Birebirdir.” (s.148)

“Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.” (s.155)

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #98 Aylak Adam için 1 cevap

  1. Arzu Fatma DOGAN dedi ki:

    Ne guzel bir tanıtım yazısı olmus! Eline saglik😉

    Sahsen ben cok etkilenmistim bu kitaptan. Bana etrafımdaki aylak adamları cagrıstırdıgı icin. Zaten bu yuzden bloguma da yazamadım, hatta sonrasında da bir muddet baska kitap okuyamamıstım🙂 Tutunabilmek ne buyuk bir hikmet, su devirde. Bir kez daha bunun farkına varmamı saglamıstı.

    Ve de Oguz Atay-Tutunamayanlar tarzına yakın olusundan oturu de Aylak Adam’ın yeri baskadır.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s