Bir Tatil Fotoromanı Daha!

“Issız tepelerde güneşe bakıp saati tahmin etsem
Haberim olmasa hiç perşembeden, pazartesiden..” Turgut Uyar

Patara Kumsal

Patara Kumsal

Merhabalar🙂 Uzunca bir aradan sonra yeniden evimizdeyiz🙂 Yazıya Turgut Uyar’ın bu dizeleriyle başladım çünkü tam 25 gün boyunca aynen o halet-i ruhiyedeydim.  Geçen sene de böyle gezip tozup gelip bloga ” Bir tatil fotoromanı” diye yazmışım, bu yazıya ne başlık atsam derken, geçen seneye göz attım da; kendi rekorumuzu kırmışız; bu kez 3000 km! Niğde’den başlayan yolculuğumuzda rota ve duraklarımız şöyle idi; Beyşehir-Side-Patara-Marmaris(Selimiye)-Akçay-Bursa-Ankara-Niğde huh! (Bu yazıyı da kaç günde oturup kalkarak yazdım belli değil, sonuna kadar okursanız yakanıza kırmızı bir kurdele takılmasını hak ettiniz demektir🙂 )

İlk durağımız 3 yıl Konya’da yaşamamıza rağmen gidip görme fırsatı bulamadığımız Beyşehir oldu. Niğde-Side arası mesafeyi tek seferde gitmeyi göze alamamış olmamız sonucu illa ki bir yerlerde mola vermeliydik. Beyşehir tercih etmemizde buradaki yakın arkadaşım Hüsna’nın da rolü büyük. Gerçekten de iyi ki gidip görmüşüz dedim Beyşehir’i. Bir gece  Beyşehir Öğretmenevi’nde konuk olduk; uzun süreli değil fakat 1-2 gece konaklamak için ideal, temiz. Tam da gölün kenarında masmavi bir görüntüyle uyanmak güzel oluyor, özellikle de Niğde sonrası! Arkadaşım ve eşi bizi oradan aldılar, ikindi vaktinde Beyşehir’in tarihi camisi Eşrefoğlu Camisi’ne gittik. Babam gitmeden önce orada tarihi bir cami var görün demişti, gerçekten de çok farklı bir mimariye sahip, sütunlar ve tavan tamamen ahşap ve süslemeli, mihrap çini ve caminin ortasında büyükçe bir havuz mevcut.  Bu havuzun nedenini oradayken anlamamıştım fakat okuduğum kadarıyla meşe odunundan yapılan sütunların kışın yanan sobalar nedeniyle kuruyup çatlamasını önlemek amacıyla ortam nemlensin diye yapılmış. Kış aylarında çatıdan toplanan karlar bu havuzda biriktirilip ortamın nemlenmesi sağlanırmış. 1296-1299 tarihleri arasında beylikle döneminde Eşrefoğlu Beyliği tarafından yaptırılmış. Ailenin cami içerisinde bir de türbesi mevcut. Eşrefoğlu Camisi’ne giderken yanımıza ftoğraf makinemizi almamışız fakat camiye 3D  göz atmak isterseniz şuraya bakabilirsiniz.  Cami sonrası Beyşehir Gölü’nün kenarında bir restoranda ağırladılar bizi sağolsunlar ve tabi ki sazan yedik.🙂 Ardından göl ortasındaki minik yarımadada güneşin batışını seyredip vedalaştık. Sizce de manzara nefis değil mi? Hele de bozkırın ortasında…

Beyşehir Gölü

Beyşehir Gölü

Ertesi sabah kahvaltı sonrası Side’ye doğru düştük yola. Crystal Palace diye bir otele gidecektik. Bu oteli nerden nasıl buldu da satın aldı bilmem eşim ama biz memnun kaldık. Özellikle Elif için güzeldi. Aqua park diye deli oluyordu zira, hiç çıkmadı desem yeridir havuzdan. Side/Çolaklı sahilinde bulunuyor otel ve deniz de, kum da muhteşem… Normalde yemek konusunda biraz tereddütlü gitmiştim ama cidden çok güzel ve her seyden önemlisi tazeydi yiyecekler. Eskiden gittiğim bir kaç otelde sabahki yenmeyen yumurtalar salata olur akşama çıkar, tavuklar soslabır yeniden pişirilir vs. Öyle değildi🙂 Hele bir pattiserie bölümü vardı ki; şu ünlü pastanelere taş çıkarır pastaları🙂 Burada bir hafta geçirdik. Gitmeden önce şimdilerin meşhur “Sebastian” geyiklerinden bol bol yapmış idim ancak orda gerçekten de bir sürü “Sebastian” vardı🙂 (Bu geyik de ne ola diyenler için Sebastian uşak/hizmetçi manasında) Gerçekten çalışanlar çok güler yüzlü ve inanılmaz misafirperver insanlardı. Misafirlerinin rahatı için ellerinden geleni yapıyorlardı. Eşim bu tarz her şey dahil tatilleri seviyor ve daha ekonomik olduğunu düşünüyor. Bense sürekli otele hapsolmanın sıkıcı olacağını düşünerek gitmiştim, oysa hiç de öyle olmadı. Ordaki bir haftada sıkılmaya sebep de fırsat da olmadı. Özellikle akşam animasyon ekipleri de oldukça iyiydi. Otelin bizim açımızdan tek dezavantajı alkol olayı. Muhafazakar otellerin kalite/fiyat oranını düşününce tercih etmemiş olduk. Otel misafir profili de %90 turistti🙂 Dolayısıyla diğer tatil yörelerinde gördüğümüz tesettürlü insanların sahil kesiminde bulunmasını garipseyen bakışlı “Beyaz Türk” profili azdı(!)🙂

Crystal-Palace-Luxury-Resort

Crystal-Palace-Luxury-Resort

Side’de geçen zamanda bir gün öğleden sonrayı da Side Antik Kenti’ni gezmeye ayırdık. Benim çok hoşuma gitti, özellikle de müze bölümü… Müze bahçesi o sıcakta nefeslenmek için ideal, yemyeşil ve içeride tavus kuşları geziniyor🙂

Side Antik Kent Müze Bahçesi

Side Antik Kent Müze Bahçesi

Eylül bu tavus kuşunun peşinde koşturdu durdu🙂

Side Müze Bahçesi

Side Müze Bahçesi

Müze içerisinde de pek çok eser var ama benim en hoşuma gideni bahçedeki medusa başları oldu; belki de Yerebatan Sarayı’nı hatırlattığı için😉 Baktığı kişiyi taşa çevirdiğine inanılan Medusa, delici bakışlı kadın😀

Medusa Heykelleri

Medusa Heykelleri

Antik kenti gezimiz Apollon Tapınağı ile son buldu, yıllar geçmesine rağmen bu heybetli sütunların hala ayakta duruyor olması etkileyici…

Side Apollon Tapınağı

Side Apollon Tapınağı

Side’de çok güzel ve kelimenin tam manasıyla “lüks” içinde geçen bir haftanın sonunda Patara’ya doğru yola koyulduk. Patara nerede derseniz; Kaş ile Kalkan arasında bir yerlerde; şirin, sessiz, sakin bir köy. Patara’ya akşam üzeri vardık, yürüyerek köyü şöyle bir dolaştık, biz dolaşırken minareden o gün ilaçlama yapılacağına dair ilan verildi.🙂 Anlayacağınız cidden minicik bir yer… Fakat işin ilginç yanı 12 kmlik uzunluğu ile çevrenin en uzun plajına sahip. Kumu muhteşem, sürekli rüzgarlı olması nedeniyle deniz çok dalgalı. Rüzgar sörfü yapılıyormuş burada. Gitmeden evvel nüdistlerin tercih ettiği plajlar arasında olduğunu okumam biraz tedirgin etmişti beni ama, hiç komple nüdiste rastlamadık😛 Denizde yüzmek çok zor ama çok sığ olduğu için rahatlıkla metrelerce ilerleyip kocaman dalgalarla oynanabiliyor. İki deniz gözlüğümüzü yuttu bizim bu dalgalar😀  Patara’da Sisyphos Otel isimli bir otelde kaldık. Otelin dekorasyonu çok güzeldi…

Sisyphos Otel

Sisyphos Otel

Butik otel tarzında yapılmış, odalarda klima haricinde elektronik eşya yok. Kahvaltı konusunda iddialı olduklarından bahsetmişlerdi telefonda, cidden kahvaltıları güzel ama bize bir önceki yere nazaran bir hayli basit geldi😉 Patara plajı, Patara antik kenti içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla plaja giderken bir müze kartınız olmalı ya da ücretli gireceksiniz. Antik kentin içerisinde pek çok eser var. Likyalılar döneminden kalma bir antik tiyatro ve bir de en eski demokratik meclis binası Patara’da yer alıyormuş. İki gece kaldığımız Patara’da bir gün denizde geçirdik akşamında ise antik kenti dolaşıp muhteşem gün batımını izledik…

Patara Antik Kenti Meclis Binası

Patara Antik Kenti Meclis Binası

Bu da Meclis binası içerisinde biz, Eylül tırmanışta🙂

Patara Meclis Binası

Patara Meclis Binası

Bu antik tiyatrolar  ve tırmanışa geçen Eylül ömrümü yedi🙂

Patara Antik Kenti

Patara Antik Kenti

Antik kenti dolaştıktan sonra plaja inip gün batımını izleyip fotoğraf çektik, nefisti. Patara plajındaki kum incecik ve rüzgar etkisiyle çöl görünümünü alıyor. Yeşilçam filmlerindeki çöl sahneleri burada çekilmiş…

Patara plaj

Patara plaj

 

Patara plaj

Patara plaj

Patara’da geçen iki güzel günün ardından, planımıza göre yeni varış noktamız Marmaris’in Selimiye köyü olacaktı. Foursquare sağolsun bize dedi ki; “Patara’ya kadar gelmişken Saklıkent Kanyonu’nu görmeden dönmek olmaz.” İyi mi dedi kötü mü bilmem ama nihayetinde orayı da görmüş olduk. Kanyon sonradan bulunmuş ve gerçekten güzel bir doğa harikası. Ancak ben nedense Yahyalı/Kapuzbaşı ile kıyaslayıp pek de beğenmedim. Hatta Saklıkent’in bu kadar çok turist çekmesine rağmen Kapuzbaşı’nın pek de bilinmiyor olması ilginç geldi. Kanyon girişinde yamaca iliştirilmiş ahşap yoldan ilerleniyor sonrası gürül gürül akan bir ırmaktan karşıya geçiş var. Yaz ortası olmasına rağmen bu geçiş noktasındaki su seviyesi diz boyunu aşıyordu. Ardından ise kanyon içerisinde ilerleniyor; ki o kısmını pek sevmedik. Resmen gri bir balçık içerisinde yürümek gerekiyor. Her neyse biraz maceralı(!) da olsa (bu kısım bana kalsın😉 ) görmüş olduk.🙂

Saklıkent Kanyon

Saklıkent Kanyon

Aşağıdaki bölümden geçerken milletin terliklerini alıp götürüyor su🙂 Deniz ayakkabınız ile geçmenizi öneririm, hem kaymıyor, hem çıkmıyor😉 Bir de burdan geçerken herkesin fotoğrafını çekiyor gençler, kanyon çıkışı satıyorlar, çok komik pozlar😀

Saklıkent Kanyonda bahsettiğim suyu geçerken :)

Saklıkent Kanyonda bahsettiğim suyu geçerken🙂

Balçık kısmından doğru dürüst foto yok, ama turistler falan vücutlarına sürüyorlar, güya cilde iyi geliyormuş…

Saklıkent sonrası ver elini Marmaris diyerek devam ettik yolculuğa, merkezde bir mola verdik, bir şeyler yeyip dolaştık, Marmaris cidden bahsedildiği kadar şirin. Ama asıl hedefimiz olan Selimiye çok daha güzel geldi bana. Selimiye’ye akşam üzeri güneş batarken varabildik…Yolda nefis bir gün batımı manzarası görmüşken indik tabi hemen🙂

DSC_0015

Selimiye’ye girerken yolda…

Selimiye’de büyük lüks oteller yok, biz arkadaş tavsiyesi ile Selimiyeli Otel diye küçük bir otelde kaldık. Buradaki çoğu yerde sistem oda+kahvaltı şeklinde. Önceki otellerle kıyaslayınca pek de beğendiğimiz söylenemez ama Selimiye öyle güzel ki ve otelin konumu denizin dibinde olunca insan bayılıyor tabi. Sanırım gezdiğimiz yerlerde en çok hoşuma giden yer Selimiye oldu. Deniz havuz gibi, tertemiz, taşlı ama ben kumsuz denizi daha çok seviyorum daha berrak oluyor, balıklarla birlikte yüzdük harikaydı…  :) Selimiye de dediğim gibi küçüçük şirin bir tatil köyü, akşam yemeği için Badem Mantı ve Beyaz Ev tercih edilebilir. Beyaz Ev’in çöp şişi çok güzel, Badem Mantı’nın mantısı güzel ama üzerine tatlı niyetine çikolatalı mantı deneyin😉 Bir de Paprika var, limonatası ve incirli tatlısı ile ünlü, gitmişken tadın… Ünlü bir de balık restoranı var yatların uğrak yeriymiş ve fakat rezarvasyon yaptırmadığımız için gidemedik… Bizim otelde de sahibi kendisi tuttuğu balıkları akşam yemeği için pişiriyordu ve o da fena değildi diyebilirim…

Selimiye’de doğru dürüst hiç fotoğraf çekmemişiz nedense🙂 Bu otelin hemen önündeki iskelede ayrılacağımız gün telefonla çektiğim bir foto, instagramdan arakladım🙂 Bu gördüğünüz böülm sanırım 3 metre derinliğinde falan… İlk gittiğimz gece süper ay vardı. Yani hani şu dolunay olup da ayın normalden daha büyük ve parlak göründüğü zamanlardan… Bu iskelede akşam yemeği yemiştik. Gece olmasına rağmen böyle pırıl pırıl görünüyordu dibi, yüzen balıklar falan…Büyülenmiştim…Hatta insan böyle yerlerde yaşamalı diye düşünmüştüm falan🙂

Selimiye

Selimiye

Selimiye’de 3 gece kaldık. Bir günümüzü tekne turuna ayırdık… Tekne turu benim en sevdiğim aktivite oluyor tatillerde, koylarda yüzmek kıyıda yüzmekten çok daha zevkli, çünkü ben yüzeyden ziyade dipleri seviyorum, akvaryum balığı gibi süslü balıkları izlemek harika bir duygu… 5 farklı koya götürdü bizi teknemiz. Yolunuz düşerse muhakkak tekne turuna katılın. Biz Sunay Bey’in teknesi ile çıktık, şu adresten iletişim kurabilirsiniz kendisiyle; http://selimiyetekneturu.com/  eşi tarafından yapılıp ikram edilen balıklar ve diğer mezeler soğuklar harikaydı diyebilirim. Ve çok da güler yüzlü insanlar kendileri… Şu rengin güzelliğine bakar mısınız?

Tekneden...

Tekneden…

Bu da bizim sudan çıkmak bilmeyen büyük kuzu🙂 İyi ki yüzmeyi tam anlamıyla öğrenmiş dedik, çok rahat davranabiliyor, ve o rahat yüzdükçe biz de rahat oluyoruz😉

Hangi koydu bilmem :)

Hangi koydu bilmem🙂

 

Selimiye tatilinin ardından eşimin ailesinin memleketi olan Akçay tarafına doğru yola çıktık. Yolda İzmir molası verip İzmir’i, Kızlarağası Han’ını ve saat kulesini görmüş olduk… İzmir’i ilk kez görüyorum çok sevdim dersem yalan olur🙂 Bir de çok güzel kızlar hayal ediyordum ama hep vasat hep vasat😛

İzmir

İzmir

İzmir molasından sonra geçen sene olduğu gibi 1 hafta eşimin ailesinin yazlığında kaldık Balıkesir/Akçay’da. Huzurlu sakin bir site… Akşamları karşı komşu emekli bankacı amcanın Türk sanat müziği şarkılarını dinledik🙂 Eylül için evin 3 katlı olması biraz sıkıntı oldu, inip çıkması bizi korkuttu durdu, ha düştü, ha düşecek derken bir kez düştü😦 Orada da bir kaç kez denize girdik-çıktık. Ama sanırım 12 gün boyunca her gün yüzmek sıktı mı ya da yetti mi bilmem, orda aman her gün gidelim hevesinde olmadık denize… Bizimkilerin köyü Kaz dağlarında körfeze nazır. Hatta Tuncel Kurtiz’in son zamanlarını geçirdiği harika bir köy, mezarı da orada rahmetlinin. Yemyeşil, temiz hava bi yanda manzara masmavi…Ben çok seviyorum. Gerçi orada artık kimse kalmamış ama yazlıklarına yakın, bir gün gidip piknik yaptık köyde… Bakın bu da manzaramızdı o piknikte…

Çamlıbel'den...

Çamlıbel’den…

Orada geçirdiğimiz günlerden birinde de Hasanboğuldu’ya gittik… Zaten çok yakındı ama gitmemiştik ve ben çok merak ediyordum. Küçükken Hülya Avşar’ın oynadığı filmini izlemiştim. Öyküsünü de Sebahattin Ali’nin kaleminden okuyunca iyice merak eder oldum. Kaz dağlarında harika bir yer, yolunuz Akçay tarafına düşerse bir gününüzü ayırın derim… Ben çok sevdim…

Hasanboğuldu

Hasanboğuldu

Ovalı Hasan ile obalı Emine’nin hikayesini duymuşsunuzdur belki… Halen Çarşamba günleri kurulmakta olan Edremit pazarında karşılaşıp seviyorlar birbirlerini… Hikaye uzun…Ama olmuyor😦 Hasan bu gölette boğuluyor, Emine ise göletin yanında halen var olan büyük çınarda kendisini asıyor. Özetin özetinin özeti gibi oldu ama bir ara Sebahattin Ali’nin yazdığı hikayeleştirilmiş halini ekleyim de okuyun… Filmi de güzeldi… Bir sürü turist gelmiş insan şaşırıyor… Bu buz gibi suda yüzüyorlar bir de🙂 Hasanboğuldu’nun hemen altında bir de Sütüven şelalesi var. Eyvah Eyvah filminde bir ırmak kenarında rakı sofrası sahnesi vardı, o burakarda çekilmiş. Çok kalabalık cidden, belli bir alan fazlasıyla mangal dumanı ihtiva ediyor🙂

Sütüven Şelalesi

Sütüven Şelalesi

Yaz mevsiminde buraların siyah inciri meşhur, lokum, lokum yemeden dönmeyin🙂 Sonra içanadoluda ezik mezik beyaz incirlerle avunmaya çalışırsınız benim gibi:) Verimli topraklar, iklim de güzel, toprağa ne ekerseniz veriyor… Bizimkilerin minik bahçesinden sebze meyve toplayıp yemek muhteşem bir histi…

Bir haftalık Akçay olayımızdan sonra bir gece de Bursa’da kaldık. Grand Heykel diye bir otel. Pek iyi anılarımız yok kendisiyle, bu konuya da hiç girmeyeyim.🙂 Ancak Bursa güzel… Kozahan’ı görün, oturup çay içip simit yiyin, Ulu Cami’ye girin iki rekat namaz kılın…

Bursa Ulu Camii önceki gittiğimde restorasyondaydı, bitmiş hali gerçekten güzel olmuş. İçerisinde havuz olan cami ne güzeldir…Huzur kokuyor…

DSC_0348

Bursa Ulu Camii

Ben içeri duvarlardaki restorasyonla  sonradan eklenmiş olan hat çalışmalarını biraz kalabalık buldum. Sanki daha az olsa daha hoş olacakmış gibi geldi… Bu da eskilerden kalan o meşhur Vav harfi. Halk arasında Hızır A.s. ın bunun önünde namaz kıldığına inanılıyormuş. Orşinal süslemeler bu şekilde bir cam levha ile korunmuş. Bence de isabet olmuş.  Bursa Ulu Camii’nin bir de tanıtım sitesi varmış; http://www.bursaulucamii.com/

Bursa Ulu Camii

Bursa Ulu Camii

Bursa maceramızın(!) ardından Ankara’ya ulaştık. Kardeşimin yeni evinde de üç gece geçirdikten sonra nihayet evimizin yolunu bulabildik.🙂 Ankara bizim için özel bir şehir fakat çok yabancılaşmışız artık. Trafiğine hiç alışkın değiliz. Ordaki günlerde de bir gün İkea turu, bir gün Keçiören’de teleferik gezintisi bir gün de Dikmen Vadisi turu yaptık.

Dönüş yolunda bir de Tuz Gölü molası verdik, bizimkiler hayretle yerlerdeki tuzları ellerine alıp alıp bıraktılar🙂

Tuz Gölü

Tuz Gölü

Upuzun tatilin böyle upuzun yazısı oluyormuş. Gezerken yorulmadım da yazarken yoruldum.🙂 Bu da yazımızın bonus fotoğrafı olsun. Kaz Dağları’ndan bir kertenkele.😛

Bay kertenkele :))

Bay kertenkele :))

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Fotoğraf, Gezdikçe içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Tatil Fotoromanı Daha! için 8 cevap

  1. betul dedi ki:

    Sanirim kirmizi kurdeleyi hak ettim isteriimm;))
    Bizim de gitmeyi cok istedigimiz bir rota insallah bebisler buyur de gideriz, bu arada rabbim sevdiklerinle huzur dolu saglikli bir omur versin mutlu otuzbes yaslara….(gec oldu biraz ama:)) )

  2. aaozcan dedi ki:

    Güzel bir tatil olmuş özendim
    Okurken adeta ben de gezdim
    Kurdela değil de derdim
    İzmirde ‘hep vasat hep vasat’
    Bağışlayın ama gülmeden edemedim…

    Sağlık, huzur, mutluluk dolu günler diliyorum.

  3. Syhn dedi ki:

    çok gezdin çok gördük igde🙂
    ben de böyle çok gezmek ancak yorulmamak istiyorummmm. mümkün mü🙂
    bi de oteli çok begendim ya.
    gezmek isteyip oteli begenmem sana benim tatil anlayışım hakkında bilgi verebilir. dinlenmeyi yatıp yayılmayı severim😀
    kurdelemi isterim :*

    • zehrasunay dedi ki:

      Yan gelip yatmalı da bol bol gezmeli de:) tatilin her bir türlüsü çok güzel🙂 :* kurdela mııı? nedemek tabii ki😉

  4. ibrahimcihan dedi ki:

    dediğiniz gibi yazarken yorulur insan bu yazıyı ama, okurken değil🙂 bu sizden okuduğum ilk yazı (benim hatam) yeni okuyuculardanım ben gizliden takip ediyorum🙂 yazınızı en az tatiliniz kadar beğendim, bu yazıyı paylaşıp beni pataran’ın koylarında gezdirdiğiniz için teşekkür ediyorum.. kurdela için geç kaldım sanırım, zira yazınızı yazalı bayaa olmuş..:) kolay gelsin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s