Kitap Tanıtımı #94 Aynalar Koridorunda Aşk

Aynalar Koridorunda Aşk

Aynalar Koridorunda Aşk

Yazar: Mustafa Ulusoy

Hani “Bir kitap okudum hayatım değişti.” derler ya; bu kitabı okuduğunuzda hayatınıza bakış açınızın değişmesi çok büyük bir olasılık. Bütün kitap yazılarında en sona yazdığım cümleyi bu kitapta en başa yazabilirim ki; kesinlikle tavsiye ederim, okuyunuz efendim.

Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan güzel insan Arzu Fatma Doğan oldu. Ummadığım bir anda yolladığı güzel hediyelerin içerisinde bu kitap da vardı; hem de yazarı tarafından adıma imzalanmış olarak…

Kitap “İnsanın Temel Acıları Üçlemesi” serisinin ilk kitabı olarak Kapı Yayınları’ndan çıkmış ve toplam 321 sayfa. Serinin ikinci kitabı olan “Giderken Bana Bir Şeyler Söyle” yazılmış, üçüncü kitap ise yazım aşamasındaymış. Bu noktada şunu belirtmeliyim ki, kitap içerisinde yazım hataları mevcut maalesef; özellikle de yinelenen kelimeler var, belki bir sonraki basımda kontrol edilip düzeltilir.

Mustafa Ulusoy, aslında bir psikiyatrist. Kitap da Dr. Mavi ile Kırmızı isimli bir kızın terapi seanslarında konuşmaları ekseninde ilerliyor. Bir de Beyaz, Gri ve Sarı isimli karakterler var. Bu karakter isimlerinin renk isimlerinden seçilmesinin de bir sebebi olmalı kanaatimce. Çünkü kişilik özellikleri olarak isimlerini aldıkları renklerin özelliklerini yansıtmışlar.

Arka kapakta bir kaç cümle var; “Bir başkasının dünyasında var olma çabası, bir çift göz bebeğinde yansıma arzusu, bizi nerelere sürükler?”, ” Elimizi tutacak bir el arıyoruz ümitsizce, o el bizi ne kadar taşıyabilir?”. İşte insanın bu büyük sorununu mercek altına almayı amaçlamış Mustafa Ulusoy ve ayna felsefesi ile bence çözümü de sunmuş. Ayna felsefesinden burada bahsetmek istemiyorum, bence okuyup görmelisiniz.

“Narsistleşmiş benlik” kavramı uzun uzun örneklendirilerek anlatılmış kitapta. Bence günümüzde bir çok kişinin en büyük sorunu da bu. Özellikle sosyal medyada, arkadaşlarımın ve hatta lise öğrencilerimin “aşk/ayrılık acısı” içeren paylaşımlarını gördükçe üzülmeye başladım bu kitabı okuyunca. Keşke okusalar dedim; ilişkilere ve hatta kendi benliklerine bakış açıları değişse…  Değersiz hissetmeseler kendilerini, sevilmedikleri düşüncesi ile kıvranıp durmasalar…

Yazar; “Aşk insana yetmez.” diyor ve açıklıyor;

“Varoluşçu psikoterapi ekolünden gelen terapistler, anlamsızlık, ölüm, yalnızlık ve seçme özgürlüğünün insanın en temel varoluşsal sorunları olduğunu ifade ediyorlar. Ben ise, bunlara katılmakla birlikte, insanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acının insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim.Aaşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar. İlginç şekilde, bir kurtarıcı gibi sarınılan aşk, kendisinden bekleneni veremediğinden ve kesinlikle de veremeyeceğinden, temel bir insanî acıya dönüşüyor. Özellikle terk edilen insanlar, ya da aşklarına karşılık bulamayanlar, veyahut kendilerine kimsenin âşık olmadığına inanan insanlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyorlar. Bu yüzden, bu kitabın temel vurgularından biri aşkın insan için bir kurtarıcı olamayacağıdır. ne aşk insana yetiyor; ne de insan aşka.
Aşk insanî bir durum. Ve aşk iradî bir yaşantı değil. Bir de bakıyorsunuz ki, âşık oluyorsunuz. Kanaatimce, aşk insanın sevilmek ve değerli olmak istediğini, bu yönde büyük bir ihtiyacı olduğunu anlaması için yaratıcı tarafından verilmiş insanî bir yaşantı. Her aşk düş kırıklığı ile biter. Burada sanki, âşık olunca insandan beklenen, aşkın kaldıramayacağı kadar sevilme ve değerli hissetmeye insanın ihtiyacı olduğunu anlaması ve bunun yolunu aramasıdır. Ama eğer aşka varoluşsal bir anlam yüklenirse, insan kendisini mutlak değerli hissetmesini aşka bağlarsa, işte o zaman aşk sadece bir yanılgı ve düş kırıklığıdır.”

Kitapta muhakkak hayatınızdan kesitlere rastlayacaksınız. Alıntılanması gereken çok fazla cümle var, ben bir kaç tanesini buraya aktaracağım. Benim için başucu kitabı formatında bir eser, muhakkak dönüp dönüp okuyacağım…

“Bir insanla kurduğumuz ilişkide -ki bu eş, arkadaş, erkek arkadaş, baba, anne vs. olabilir ama bu durum en çok karşı cinsle olan ilişkilerde belirgindir- onun aynasındaki görüntülerimizin birer görüntü değil bizatihi kendimiz olduğunu sandığımızda, kendimizi tümüyle o aynadaki görüntüyle tanımlarız. Oysa aynadaki görüntümüzü sadece bizim varoluş halimiz değil, üzerinde yansıdığımız aynanın özellikleri de belirler. Aynalar dışbükey ve içbükey hale getirildiğinde yansımaların biçimi değişebilir. İlişki içinde olduğumuz kişi de, her zaman bizi olduğumuz gibi yansıtmaz. Özellikle, bizi olduğumuzdan daha küçük, daha değersiz yansıttığında, biz de gördüğümüz şeyin bir görüntü olduğunu unutup onu varoluşumuzun bizatihi kendisi zannettiğimizde bağımlı bir ilişki ortaya çıkar. Onun aynasından yansıyacak ‘değerli kendimizi’ görmek için çılgınca çaba sarf eder, kendimiz olmayan davranışlar içine gireriz. ” Sf. 272

“İnsanlara hayır diyemememin nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Hayır dediğimde onların aynasında gördüğüm aslında görüntü olan ama beni, ‘kendim’le özdeşleştirdiğim yansımalarımın ortadan kaybolacağından; beni değerli, sevilen bir kişi olarak göstermeyeceklerinden korkmam.” Sf. 273

“Şunu da eklemeliyim: İnsanlar onlar tarafından sevilme çabamızı bir kere fark ettiklerinde, kendi ellerinde inanılmaz bir güç hissedebiliyorlar. Varoluşumuzu onların aynalarında yansıttıkları şeyle özdeşleştirdiğimizi anladıklarında daha da cimrileşiyor, bizimle oynamaya başlayabiliyorlar. Yani bağımsızlığımızdan yararlanabiliyorlar.” Sf.273

“Algılanma ihtiyacı görsel bir olay değildir. Birinin varlığının başkası tarafından onaylanması veya desteklenmesi, bütün varlığının tanınmasından ibaret olan genel ihtiyacını, yani değerli ve sevilen biri olduğunun ve orada bir yerde var olduğunun bilinmesi ihtiyacını kapsar.” Sf. 34

“İnsan diğer canlılardan farklı olarak belleğindeki anıları yeniden ve yeniden sorgulayabiliyor, farklı baglantılarla yeni anlamlar yükleyebiliyor.

İnsanın kendisini değiştirmesinin bir yolu da budur; zihnindeki imgelerin anlamını değiştirmektir.”Sf. 22

“O hayatıma girmeden önce beni bana gösterecek bir aynam yoktu. Bana ‘Sen değerlisin’ diyecek biri yoktu. Aynam yoktu ve ben bir hiçtim.”Sf. 221

“Yıldızlar gece çıkıyor. Yıldızları görmek isteyen insan geceye razı olmalı. Hayatının yıldızlarına ulaşmak istiyrsan, içindeki geceye razı olmalısın.” Sf. 318

Ve kitap son söz yerine iki ayet ile noktalanıyor;

“Ben size yetmez miyim?” Kur’an, 39;36

“…De ki: Allah bana yeter” Kur’an, 39;38

 

 

 
PS. : Görseldeki aynalar kızımın koleksiyonundan, kedili olan özellikle kapalı;)

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #94 Aynalar Koridorunda Aşk için 7 cevap

  1. Arzu Fatma DOGAN dedi ki:

    Bir kez daha “iyi ki gondermisim, iyi ki imzalatmisim” dedim🙂
    Okumak lazim, okutmak lazim…

  2. ... dedi ki:

    kitap ile mi köşe yazılarıyla mı tanıştıydım ilk hatırlamıyorum… ilk aldığım kitabı “aynalar koridorunda aşk” idi sonrasında “giderken bana bir şeyler söyle” adlı kitabını bunun devamı niteliğinde oladuğundan almamaya karar vermiştim…ben okuyalı birkaç yıl oldu. biraz zorlanarak bitirdim. belkide kendimi şartlandırdığım için çok birşey algılayamadım…aklımda kalan kısmı insanın narsist kişiliğini irdelemesinden falan bahsetmesi…sonrasında düzenli bir şekilde köşe yazılarını okurdum. hatta çoğu zaman köşe yazıları kitabından başarılı dediğim olmuştur🙂 bir daha kitabını almam derken, “yakınlık” adlı kitabına şöyle bi göz atınca almaya karar verdim ve okudum…çok beğendim…insan gerçekten; bazı sorulara cevap, bazı anlamsızlıklara anlam, bazı anlam bulduklarına onay bulmuş gibi birşeyler oluyor🙂 hasılı vel kelam “yakınlık”ı okuduktan sonra tüm kitaplarını aldım. okunmak için bekliyorlar🙂

    • zehrasunay dedi ki:

      O zaman ben de Yakınlık’ı da okuyacağım inşallah🙂 Yorum için teşekkürler “İstisna”🙂

  3. Syhn dedi ki:

    babannem ve nietsche sini okumuş ve elime geçen her yazsını okumaya başlamıştım ulusoyun benim de çok sevdiğim bir arkadaşım bulaştırdı🙂
    ama artık zaman da almıyoruz ki haftalık yazılarını okuyabileyim🙂
    giderken bana bir şeyler söyle kitabı var bende başucumda şuan, elimdeki biter bitmez ona başlıycam. bu bi üçleme evet ama ille ardarda okuncak diye bir şey yokmuş sonra da üçlemenin diğerlerine geçerim inş.

    • zehrasunay dedi ki:

      Evet Canım o üçlemenin ikinci kitabıymış… Ayrılık konusunu irdeliyormuş. 3. kitap henüz yazılmamış Giderken Bana Bir Şeyler Söyle’yi ben de alayım birlikte okuruz inşallah;)

  4. bu kitabı yaklaşık bi hafta önce bitirdim. okuma süresi yaklaşık iki ay sürdü. biraz yavaş ilerledim. belki kitabı hazmetmek için belki birazda sıkıcı geldiği için. yani belli bi sayfadan sonra bırakıp üzerinde düşünmek istiyor insan. ama kesinlikle herkese tavsiye edebileceğim bir kitap. mustafa ulusoyun bu denli etkili çözümler sunmasının ardında hem bir gönül insanı olması hemde beslendiği kaynakların çok sağlam olmasıdır. her hafta yazılarını okurken bir insan nasıl bu denli güzel yazabilir diye merak ederdim. artık okuyamıyoruz malesef. bir gazete veya dergide yazmaya başlasa da bizlerde okusak. birde tanışmakta istiyorum kendisiyle inş. ay Terapisi kitabınıda okumuştum, zamanla bütün kitaplarını okuyacağım inş.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s