Kitap Tanıtımı #81 Kabuk Adam

kabukadamKABUK ADAM

Yazar: Aslı Erdoğan

“Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.”

İlk baskısını 1994’te yapan kitap, Everest Yayınları’ndan çıkmış ve toplamda 140 sayfa. Aslı Erdoğan’ın ilk kitabı olan Kabuk Adam bana sevgili dostum Derya’nın hediyesi. Yeni bir yazarla tanışmama vesile olduğu için ona buradan yeniden teşekkür ediyorum.🙂 Zira dünya okurlarınca “geleceğe kalacak elli yazar” arasında sayıldığı yazılmış Aslı Erdoğan’ın arka kapakta. Üslubu çok güzel, anlatmak istediği şeyleri kısacık, sade ve vurucu cümlelerle öyle güzel anlatıyor ki; etkilenmemek elde değil. Yazar hakkında ayrıntılı bilgiyi kendi web adresinden bulabilirsiniz.

Yazar hakkında okuduğum kadarıyla şunu söyleyebilirim, çok yalnız bir kadın…😦 Aslında fizikçi ve Cern’de çalışmalarda bulunmuş, geçen yıl yumurtalık kanseri olduğu haberlerini okumuştum ve yine yalnız ve kimsesizdi bu hastalığı sürecinde de…

“Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır.
Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, Bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır, onun birkaç resminden, simgesinden oluşmuştur…”

Cümleleriyle başlayan kitabın konusu şöyle; yazarımız bir fizik kongresine Karayip Adaları’na gider ve orada çirkin bir adamla tanışır; kabuk adam Tony ile… Kabuk adam denmesinin sebebi ise Tony’nin deniz dibinden çıkardığı kabukları satarak geçimini sağlamasındandır. Aralarında tuhaf ve bir kaç gün süren bir ilişki geçer. Çok sonra aşık olduğunu anlar, geri döner ama bulamaz Tony’yi… Fırsat kaçmıştır… Bazen biz de böyle fırsatları kaçırmıyor muyuz? Okurken bir kaç kişi canlandı zihnimde…
Hikaye gerçek değil elbette ama kendi ile ilgili pek çok ipucu içeriyor. Çok yalnızlık içeriyor, tek hoşuma gitmeyen en nokta, yazarın kendini hep ayrıksı hissetmesi ve bunu abartarak yüceltmesi…

Kitaptan bir kaç cümleyi burada paylaşayım; ki sonradan dönüp hatırlayabileyim…Ben kitapları çizmeye kıyamam…

“Birbirimizle aracısız konuşabiliyorduk; iki insanın çıplak, maskesiz, bir zırha ya da kalkana sığınmadan iletişim kurabilmesi kutsal, mucizevi bir şeydi. ortak bir geçmişe, birlikte var olma düşlerine dayanmayan bir ilişki, alabildiğine güçlü ama bir o kadar da kırılgandı.”

“Oysa gerçekte ben, bunalımdan bir türlü kurtulamayan, hiçbir düşünceye, inanca ya da insana bağlanamayan, sürekli huzursuz, karamsar ve yapayalnız biriydim. Yaşama coşkumu çoktan kaybetmiş, belki de hiç kazanamamıştım. Bana kalırsa, kişisel tarihimin tek bir teması vardı; hayal kırıklığı…”

“Bir balona şekil veren hava gibi, benim de, hayatıma şekil verecek bir şeye gereksinimim var. Şu anda bunun ne olabileceğini bile bilmiyorum, belki ancak sevgi diye tanımlanacak bir şey…”

“Yardım istediğimiz insanlar, nedense size bedava bir ahlak dersi vermeye de yükümlü sayarlar kendilerini…”

“Geçmişimi kusmaktan ve acılarım için başkalarından teselli beklemekten vazgeçeli uzun zaman oluyordu…”

“Her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır…”

“İkiyüzlü, çok bilmişlerin dünyasında eşi bulunmaz bir duyarlılıktı onunki. ender bir inci, hiç kimsenin açmaya değer bulmadığı bir kabukta yüzyıllarca saklanmış bir inci gibi ışıldıyordu…”

“Saklanıyordum, çünkü saklanmam gereken bir şey vardı, ne olduğunu tam olarak bilemediğim, dehşet verici bir şey. Ölüm değildi beni böylesine korkutan, uzun zamandır ölüme az çok hazır sayılırım; ölümü defalarca kışkırttım bugüne dek, kendimi gerekli geresiz bir yığın tehlikeye attım; ama bu, korktuğum başka şeyler olmadığı anlamına gelmiyor. Ruhun karanlık vadilerinde gizlenmiş hayaletlerin sezilmesiydi bu belki de…”

“Gerçekte neyi bilip bilmediğini bilmek asıl sorun. Hayatım boyunca okuduğum yüzlece kitabı, dinlediğim insanları, anlamaya çalıştığım kavramları düşündüm; fizik, edebiyat, felsefe, tarih…Hepsinden geriye kalan tortu, bir avuç kumdan daha fazla değildi. Yirmi beş yıl boyunca, yaşamın özüne ilişkin hiç ama hiçbir şey öğrenmemiştim. Beni, kendimi, temelden ilgilendiren bir soruyla yüzleşmiş miydim gerçekten? Bu çeyrek yüzyılı, tek bir ağacı sabırla izlemeye adasaydım, kesinlikle daha bilge biri olmuştum bugün…”

“Bir sevgi dalgasına binip uzaklaşmak. Gerçeklik diye bellediğim, bana acıdan başka bir şey vermemiş geçmişimden, sonsuz yalnızlığımdan…”

“Dürüst olduğumu sanıyordum, ama aslında düpedüz kaba ve acımasızdım. Onun bir orkide gibi eşsiz ve zarif duyarlılığını, keskin, soğuk bir orakla biçiyordum. sevilmeye her şeyden çok gereksinimim varken, bana karşılık istenmeden sunulan bu umulmadık sevgiyi reddediyordum. Ele geçirdiğim her şey için savaşmış, yıpranmış, didinmiştim; hayatın bu süpriz armağanının değerini bilemeyecek denli katılaşmıştım. yüreğim nasır bağlamıştı…”

“…
sadece benimdi,
zincirlerinden boşalmış bir at gibi koşan
beyaz okyanus,
ve o kum tepeciklerine gömdüm, altın anahtarını
yalnızlığımın.
…”

“Sonuçta alışmıştım, yalnızlığa, sevgisizliğe, yalnızca kendim için var olmya, en insani tepkilerimin anarşistlikle suçlanmasına. Giderek, karşımdakilerin kafasındaki imgeye daha çok benzemeye başlamıştım. her geçen gün daha vurdumduymaz davranıyor, daha çok başkaldırıyordum, hiçbir otoriteyi önemsememeyi öğreniyordum”

“İkimiz de karşımızdakinin karanlığını,yabanıllığını sezmiştik demek ki. içimizdeki ortak uçurumdu bizi bağlayan ve aramızdaki bağın bu kadar güçlü oluşunun nedeni çok derinlerde, ruhun en karanlık diplerinde kurulmuş olmasıydı. Okyanus dipleri kadar derin ve ulaşılmaz…”

“İkimiz de tutunamayanlardan, ömür boyu hep ”dışarıda” kalanlardandık.

“Bütün ödlekler gibi, kendimden daha korkak birini bulunca gözü pek kesilmiştim…”

“Hepimizokyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca…”

“Aramızda sözcüklerin olmadığı, yeraltı nehirleri gibi derin bir konuşma geçti. birbirimizi anlamıştık…”

“Katlanılmaz olan gerçeklikti ve bir bataklıkta yavaş yavaş boğulurcasına, hayal dünyamın derinliklerine batıyordum…”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #81 Kabuk Adam için 2 cevap

  1. Geri bildirim: Kitap Tanıtımı #85 Kırmızı Pelerinli Kent | Karalama Defteri

  2. Geri bildirim: Kitap Tanıtımı #91 Mucizevi Mandarin | Karalama Defteri

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s