Kitap Tantımı #79 Çocukluğun Soğuk Geceleri

cocuklugun-soguk-geceleriÇocukluğun Soğuk Geceleri

Yazar: Tezer Özlü

YKY/Roman, 21.Baskı, Ekim 2013

Sevgili Sesil’in hediyesiydi bu kitap. Gidemediğim 2013 İstanbul Kitap Fuarı hatırası olarak yollamış sağolsun bana. 65 sayfadan oluşan kendi hayatını anlattığı bu kitabı Ağustos 1979’da tamamlamış Tezer Özlü. Yani ben doğmadan 1 ay kadar önce.🙂 Ve ilk baskısı 1980 yılında yapılmış.

Kitap, yazarın öğretmen anne babası ile Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yaşadığı çocukluğunu anlattığı bölüm olan “Ev”, Avusturya Kız Lisesi ve ilk gençlik yıllarını anlattığı “Okul ve Okul Yolu”, 20-30 yaş arasını anlattığı ilk evliliği, ruhsal rahatsızlığı ve Berlin yıllarını anlattığı “Lèo Ferrè’nin Konseri” ve  son olarak da 12 Mart sonrası Akdeniz’de bulunduğu dönem olan “Yeniden Akdeniz” olmak üzere dört bölümden oluşuyor.

Kısacık olmasına rağmen sarsıcı cümleler ile dolu bir kitap. İnsan okurken zaman zaman kendi çocukluğundan izler de buluyor. Hangimiz istemedik ki; sobalı evlerde, gri ve sıkıcı Pazar akşamlarında, sobanın demir teline serilmiş siyah önlüğümüz kururken, oturma odasına taşınmış leğende kardeşimiz annemiz tarafından yıkanırken, “sakın arkanı dönme” tehditleriyle camdan dışarıyı izlerken bunaldığımız şehirden gitmeyi hangimiz istemedik ki? Tezer Özlü de şu cümleler ile anlatmış o gitme isteğini

“Pazar günleri… Şimdilerde… Sokak aralarından geçerken… gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim… evlerin pencere camları buharlaşmışsa… odaların içine asılmış çamaşır görürsem… bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayınlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek…………. İsterim hep.”  

Daha o yıllardan itibaren çok asi farklı bir çocuk. Yine kitapta diyor ki; “Karşı çıkmak isteğim evler, koltuklar, halılar, müzikler,
öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.” 

Kitabı okurken zaman zaman onun dünyasında kendinizi buluyorsunuz ve bundan rahatsızlık duyuyorsunuz. İnsan tüm yaşamını, toplumsal normlar ile en utanılabilecek detayları bu denli cesurca nasıl yazabilir hayret ediyorsunuz. Sonra bu kadar rahat ortaya dökülen ayrıntılara ruhunun dayanamamasına hak veriyorsunuz. Özellikle akıl hastanesinde geçirdiği dönemleri, elektroşok verilirken hissettiklerini okuduğum bölümlerde çok duygulandım ben. Sonrasında Guguk Kuşu isimli akıl hastanesinde geçen bir filmi izlerken, elektroşok sahnesinde nasıl etkilendiğini ve sinema salonundan dışarı çıktığını yazmış ve akıl hastanesinde değil dışarıda iyileşebileceğine inanmış. Çünkü sinir hastalığının da bulaşıcı olduğunu hem de öyle mikrop almakla değil, bir insanın umutsuzluğunu derinden algılamakla bile geçebileceğini düşünmekte, öyle ki, “şizofreni kokusunu koklamak bile hasta edebilir insanı” diyor.

Özellikle son bölümündeki kadın ve erkeğe ve evliliğe ve sevgiye ait tespitler çok etkileyici. Okurken depresif ve karanlık gibi algılasam da kitabı bitirdiğimde farklı şeyler hissetmeme sebep oldu. Tezer Özlü’yü sevdim, 43 yıllık kısacık hayatına sığdırdığı diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.

Kitaptan bir kaç etkileyici bölüm…

“Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öge gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. neye?”

“Öfke içinde büyüyoruz. Oturduğumuz semte, sokağa, odalara, eşyalara, kış aylarında güçlükle ısıttığımız, eskimiş, ortası çukur pamuk yataklara öfke duyarak büyüyoruz. Yaşam yalnızca sokaklarda.”

“Hiç düşündünüz mü? Ölen bir insanı gerçekten bir kez daha görebilir misiniz? Ölen bir okula gidebilir misiniz? Ölen bir evde uyuyabilir misiniz? O yıllar öldü. o yılları bize öldürecek biçimde yaşattılar.”

“Mutluluğun insanın kendi kendisiyle hoşnut olmasıyla başlayacağını da bilmiyorum.”

“Herkes herkessiz yaşayabilir.”

“Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnızca. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı.”

“Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? sevişmek için, ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine ‘mal’ gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpıtılıyor.”

“Toroslar’ın ardından doğacak güneşle bürüneceği renkleri bekliyorum. Güneş, dağları mor, mavi, yeşil, lacivert, kahverengi, koyulu açıklı tüm renklere boyayacak. Güneş, renklerini dağlara yansıtarak doğacak. Dağ sıraları arasındaki vadilerden kalkacak pus, tepelere doğru yükselecek. Günün uzantısında yitene dek. Belki de gün boyu puslu kalacak Toroslar. Sıcak ovanın, pamuk tarlalarının, antik kentlerin gerisinde.

Henüz koylar sessiz. Köy yavaş yavaş uyanmaya hazırlanıyor. Bu topraklarda güneş hep böyle doğdu. Gün bitiminde denizin, yeşil mavi denizin içine sönmüş, ama kızıllığını koruyan, yuvarlak bir ateş gibi battı. Sıcak Akdeniz akşamlarında. Geçmiş ve gelecek zamanların akşamlarında. Başka insanların, başka uygarlıklar yaşadığı, yaşayacağı çağlarda. Güneş ısıttı, ısıtacak gökyüzünü. Sahildeki kumları. Verimli ovayı. Geceleri yıldızlar bürüyor gökyüzünü. Eski çağlarda belki kumsalda da sevişti insanlar. Dalgaları ayaklarının altında duydu. Ben, ya da başkası böyle yaşadı Akdeniz’i. Böyle yaşayacak. Binlerce yılın güneşini şimdi ben bekliyorum. Sabaha karşı…”
Ps: Kızı Deniz’in o ölmeden aylar önce kensisiyle yaptığı bir röportaj çıkmış sonradan ortaya onu okuyup duygulandım burada sa bulunsun istedim. http://www.odatv.com/n.php?n=hangi-unlu-yazarin-gizli-defteri-ortaya-cikti-2202091200

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s