Kitap Tantımı #70 Yalnızız

yalnızız YALNIZIZ

Yazar: Peyami Safa

“Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım”

Yaklaşık 1 ay önce okumuştum, okurken hayranlık uyandıran, bittikten sonra hissettirdiği hüzünlü yalnızlık etkisi bir süre geçmeyen ve bu blog yazısını yazarken bile aynı hissi yeniden veren harikulade bir eser… Popüler çok satanlar ile kıyaslandığında böyle az biliniyor olması insanın canını sıkıyor.

Roman ilk kez Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanmış (12 Eylül – 20 Aralık 1950) ve daha sonra 1951 yılında Nebioğlu Yayınları’ndan çıkarılmıştır..

Peyami Safa bu romanında özellikle iki karakter üzerinden madde ve mana, doğu ile batı, maneviyat ile materyalizm karşılaştırması yapıyor. Bu karakterler Samim ve Besim. Birbirinden tamamen zıt karaktere sahip bu iki kardeş olaylar boyunca sık sık fikir mütalaasında bulunuyorlar. Besim batıyı, maddeciliği temsil ederken, Samim maneviyat ve doğuyu temsil ediyor.

Kitabın önsözünde belirtildiği üzere Peyami Safa bu kitabında kendisini Samim yerine koyarak, kendi düşüncelerini Samim’in düşünceleri ile açıklamış. Buna göre Samim insanın bütün sıkıntılarının Allah’ı bilmemesinden, manevi değerlerden yoksun olmasından kaynaklandığını savunur. Bir de Samim, hayata dair bu kuralları içeren Simerenya isimli bir kitap hazırlamaktadır. Eserde zaman zaman Simerenya’dan bölümler de aktarılmaktadır.

Samim, Besim ve Mefharet isimli kardeşler eski bir valinin çocuklarıdır. Babalarından kalan servetle varlıklı bir hayat sürmektedirler. Mefharet kocasını genç yaşta kaybetmiştir ve Selmin isimli genç bir kızı vardır. Abisi Samim ve Besim ise hiç evlenmemişlerdir. Mefharet’in Selmin’in hamile olduğu şüpheleriyle başlayan olaylar daha sonradan farklı karakterlerin girmesi ile devam eder. En sevdiğim, anladığım, acıdığım karakter ise Meral…

Spoiler gibi olacak ama olsun, kitap Meral’in hazin sonu ile bitiyor… Onun iki dünya arasındaki açmazları beni derinden etkiledi. Kim bilir zaman zaman aynı açmazları biz de yaşamışızdır belki… Samim karakteri ise adeta bir psikolog edası ile Meral’in Paris sevdasını, aldatma şüphe ve sebeplerini irdelemeye çalışır.

Yüzeysel olarak bakıldığında fazla detay içermiyor gibi görünse de içerdiği diyaloglar ve özellikle Samim karakterinin yaptığı psikolojik davranış analizleri muhteşem. Düşünüyorum da onun gibi biriyle yaşamak işkence olurdur sanırım. Aylar önce sevdiğini söylediğin rengin tonunu bu gün sevmediğini söylemenden çıkardığı sayfalarca sonuçlar mesela… İnsan hep tetikte…

Alıntılanılası bölümler…(Hatırlamak amacı güder)

“Beni ona bağlayan hisse bir isim takamıyorum. Aşk değil bu. Dostluk değil. Dostluk ve ahbaplık gibi, zora gelince feda edilebilecek bir şey değil. Sevilmenin gururu var tabii bu biraz da sevmektir. Aşka yakın bir sempati mi? galiba. Çünkü aşk olsa, ona hürriyetimi feda ederdim; kuvvetli ve sempati olmasa, onu hürriyetime feda ederdim. İkisini de yapamıyorum.”

“Ya sekiz ay evvel yalan söylemişti; his birliği aldanışı vermek için. ya dün yalan söylemişti his kopuşu azabı vermek için. yahut da hakikaten değişmişti. birinci ve ikinci ihtimal; fettanlık. üçüncü ihtimal; isyan. dördüncü bir ihtimal yok. hepsi fena. bütün aşk önünde beni aptallaştıran bir seraba dönüyor.
zekamın istikametinden gururuma sapladığı bu bıçağın acısı beni uyutmadı.”

“eğer haklıysam şüphem onu daha tedbirli davranmasına yol açar, haksızsam bu onu onu incitir.”

“hayranlık bastırılmış bir kıskançlıktır.”

“iki tarafta da arzuyu gurura hesap vermeğe çağıran iç muhasebe anları olmasaydı, kendi kendini yiyen aşkın işkenceleri ne kadar azalırdı.”

“bu dünya o kokladığın limona benzer: yuvarlak, ekşi… fazla sıkmaya gelmez, tadı kaçar. yahut şeker karıştırmalı.”

“ben yalan arayan zekânın gözlere verdiği ağır hareketi bilirim. çok az yanılmışımdır. bakış evvelâ sağa ve sola doğru kayar. arama başlamıştır. sonra gözbebeği yukarıya doğru bir kavis çizip aksi istikamete iner. sonra da tam karşı tarafa bakar. donuktur. bulamamıştır. iki üç defa kırpılır. korku çırpınışı. yalan aradığının sezilmesi ve aranan yalanın bulunmaması korkusu. nihayet bütün yüzde, gergin çizgileri gevşeten bir kurtuluş hareketi. yalan bulunmuştur. gizlenen sevinç, dudakların ucunda belli belirsiz bir gülümseyiştir.”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tantımı #70 Yalnızız için 2 cevap

  1. e-vren ;) dedi ki:

    Metroda giderken zevkle okudum, çok güzel bir yazı ve değerlendirme. Kalemine sağlık Fatma😉

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s