Kitap Tantımı #69 Tehlikeli Oyunlar

imagesTEHLİKELİ OYUNLAR

Yazar: Oğuz Atay

“Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor anlıyor musun? “

“İçimin mevsimlerine de hiç uymaz şu tabiat.”

Kitap kardeşliği oluşumunda Nisan ayında belirlediğimiz kitap Oğuz Atay’dan Tehlikeli Oyunlar idi. Gerçi benim kitabı tamamlamam Mayısı buldu ama, yine de birlikte okumak güzel. Hayatımın belli dönemlerinde okuduğum kitaplar da sanki o dönemle birlikte zihnimde canlanıyor. Mesela bundan 4-5 yıl önce okuduğum Yüzyıllık Yalızlık kitabı, o dönem geçirdiğim zorlu bir süreçle birlikte canlanıyor zihnimde, Tehlikeli Oyunlar da buna benzer. Zaten bunalmış, sıkılmış olduğum dönemde bir de böyle okuması zor olan bir kitap…🙂 Zorladı ama diğer yandan da tıpkı Yüzyıllık Yalnızlık gibi oyaladı, düşüncelerimin kısmen de olsa yönünü değiştirmeye yardımcı oldu.

Bu kısa girizgahtan sonra anlaşılacağı üzere felaket zorlayıcı bir kitap Tehlikeli Oyunlar. Oğuz Atay’ı hiç okumamış biri olarak çok da yabancı geldi bana dili. Ama kitap bittiğinde ben de üzülenlerdendim. Keşke bitmeseydi dedim.
Kitabın baş karakteri Hikmet Benol. Gayet olumsuz bir tip olarak çizilmiş, hayattan bunalmış ve bu sıkıntısını oyunlar(tiyatro) yazarak gidermeye çalışıyor. Yazar, Hikmet’i yaratırken birçok kaynaktan beslenmiş: William Shakespeare’in Hamlet’i ve İncil’deki kutsal üçlü (teslis) bunlardan ikisi. Hikmet, teslisteki İsa figürünü canlandırıyor. Tanrı ve Meryem Ana’yı çağrıştıran figürler de Hikmet’in aynı gecekonduda yaşadığı (ya da yaşadığını hayal ettiği) Albay ve Nurhayat Hanım karakterleri.

Roman boyunca düş ile gerçek birbirine karışıyor. Hangisi gerçek olay/karakter, hangisi hayal ürünü ayırt edilemiyor. Bu da bu romanı postmodernist roman kategorisine dahil ediyormuş(bkz. Wikipedia) Aynı zamanda Türk edebiyatının ilk postmodernist romanı kabul ediliyormuş.

Romanda en çok hoşuma giden sahne/olay son yemek sahnesi ve tüm mahallenin/karakterlerin Hikmet’in gecekondusuna doluşup kusursuz ve tamamen doğaçlama bir yemek organize etmeleri. Hikmet’in en çok kullandığı kelime, bir alay ifadesi olarak cümlelerinin sonuna iliştirdiği “Ha-ha”🙂

Sevgi ile sevgisiz, Bilge ile bilgisiz, kendiyle hesaplaşmaları bitmeyen Hikmet Benolun hikayesi olarak da özetleyebiliriz.

“…sokağa nasıl çıkılacağını bilmem mesela. bende hayat bilgisi zayıf albayım. bilge bunları bilir, bu bakımdan akıllıdır, birlikte olabilseydik insanlık çok yararlanacaktı bundan. yazık oldu. şimdi yanımda olsaydı böyle üşümezdim albayım; beni bir arabaya bindirirdi hemen. ben bunlara çabuk karar veremem albayım. kararsızlığımla yanımdakilerin canını sıkarım. hava da çok soğudu albayım, eve dönmek istiyorum. biliyor musunuz, bilge beni evde bekliyormuş gibi geliyor bana. yoksa eve dönmek istemiyorum. beni bekleyen yalnızlığı ve karanlığı istemiyorum. bilgeden akıllı olduğum halde neden bu duruma düştüm acaba? neden herkes benden kaçıyor albayım? yaşamasını bilmiyorum da ondan mı? bir dakika albayım karşıdan birileri geçiyor. kadını bilgeye benzettim; peki erkek kim? değilmiş….”

“uzan şu divana da sözlerimi dinle,” dedi hüsamettin bey. “insanları tanımıyorsun hikmet oğlum.”
hikmet uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: “daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. siz arada bana gösterseniz…”

Bir de En çok hoşuma giden bölüm olarak Hikmet’in Bilge’ye kızıp gazeteye insanlığın ölümünü ilan vermek için yazdığı “Yalnızlığın Oyuncakları” bölümü. O bölüm de şöyle;

 

” Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre , uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık , dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre , ‘ Yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde , ‘ insanlık öldü mü? ‘ ya da ‘insanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar telgraflar yağmıştır , herkes , insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da , yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet , insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler , ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat , insanlık aleminin bu büyük kaybı , bir çok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir ; o kadar ki , bazıları artık insanlık olmadığına göre bir alemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır. Bize göre , böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile , hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden , bir zamanlar insanlığın olduğunu , bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü bende görür gibi oluyorum. Zavallı insanlık kendini belli etmeden sokaklarda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmağa çalışanları sevgiyle izlerdi. Bugün için insanlık ölmüşse de , onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamağa devam edecektir. İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü ; onun bu kadar uzun zaman yaşamasına şaşılıyordu. Yıllar önce küçük bir kasaba da dünyaya gelen insanlık , dünya savaşlarından birinde , çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra , hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık , önce ki gece sabaha karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar , insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır. Doğru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük  yaşta öksüz kalan insanlığa doğru dürüstte bir miras kalmamıştı ; bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık , başkalarının yardımıyla geçinmeye çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz , boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz , insanlığın yakınlarına başsağlığı ve sonsuz sabırlar diler. Not : merhumun cenazesi , önce , uzun yıllar yaşamış olduğu Hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı ümit apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade bir törenden sonra toprağa verilecektir.”

Kitapta garip de bir önsöz hatası olduğunu düşünüyorum zira önsözde kitabın sonunda Hikmet’e ne olacağı açık açık yazılmış. Belki merak duygusunu sıfırlayan bu önsöz nedeniyle, belki de başka nedenlerle kardeşlik grubunda kitaba başlayanlardan küçük bir azınlık kitabı bitirebildik.

Son cümleler ise;

“Hava kararıyordu. Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. “Bana kalırsa film biraz karışıktı,” dedi genç adam. “Bazı yerlerini anlamadım.” “Canım,” dedi kız, “Sonunda çocuk ölüyor işte.” Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.”

Neticede benim için farklı bir okuma deneyimi oldu. Kitap okuma hevesiniz yeni oluşuyor ise tavsiye etmem. Ama benim uzun da sürse okuma serüvenim, severek hatırlayacağım bir kitap oldu.

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s