Kitap Tantımı #67 Ya Tahammül Ya Sefer

9789759953157YA TAHAMMÜL YA SEFER

Yazar: Mustafa Kutluİlk baskısını Ekim 1983’te yapan Mustafa Kutlu kitabı her zamanki gibi Dergâh Yayınları’ndan.

Kitabı okuyup bitirdikten sonra ilk baskı tarihine bakınca çok şaşırdım. Açıkçası muhteviyat bakımından günümüze öyle uygun ki hikayeler, En azından 2000li yıllarda yazıldığını düşünmüştüm. İçerisinde birbiriyle ilişkili 13 hikâyecik barındırıyor. Kitabın en vurucu cümlesi ; “Artık bizim soframıza melekler inmiyor.” serzenişi.

Dava…Medrese…Birliktelik…Hakk…

Ya sonra?

Dağılma…Eprime…Çıkar kaygısı…Maddiyat…Makam…

Bir davaya gönül vermiş gençler, Hakk’ın hatrını âlî tutuyorlar en evvel. Fakirlik var ama muhtaçlık yok. Hepsi genç hatta çocuk; öyle güzel betimlemiş ki burada bu çocukları Mustafa Kutlu; “…soğuk kasvetli yurt köşelerinden, kuru fasulye ve makarnalardan, yıllarca giyilen el örgüsü yün süveterlerden ve giyildikçe küçülen, ön düğmesi bir türlü iliklenmeyen, dirsekleri eprimiş ceketlerden, rengi atmış, düğümü kemikleşmiş, cepte dolaşan kıravatlardan…”. Dava da dava diyorlar, koşturuyorlar, dergi çıkartıyorlar yokluk içerisinde. Gel zaman git zaman büyüyorlar. Onlar büyürken içerlerinde taşıdıkları safiyane niyetleri aynı ölçüde küçülüyor kimisinin. İş adamı oluyorlar, milletvekili hatta bakan. Dava unutuluyor. “Bu dava öksüz, bu dava yetim…”

Geriye kalanlar ise yokluk içinde var olmaya çalışıp eriyip giderlerken; “Asım’ın nesli” ne atfen, karakterlerden davadan en uzağa düşen Asım’ın oğlu Ilhan ise babasına “rağmen” medreseye geri dönüyor.

Beni çok etkiledi. İçinde bulunduğum(uz) durumu düşündüm… Karakterlerden hangisine kendimi yakın hissedeceğimi bilemedim. Üzüldüm de… Başımı alıp avuçlarımın arasına düşündüm de? “Neresindeyiz?”

Belki de hiç bu kadar dağınık cümleler kurarak bir kitap tanıtımı yazmamıştım. Okudunuzsa buraya kadar affola. Ancak okumanızı tavsiye ederim.

Karakterlerden Murat son nefesine kadar didinenler arasında, Asım kayıplardan…

Ve şu bölüm etkileyiciydi;

“Sabahı beklemeyiniz dostum geceden yola çıkınız. Olur ki uyuyakalırsınız. Sırtınızdaki çıkında ebedi gayeninin dürülmüş azıkları varsa ne mutlu size. Gece serindir, yapraklardan süzülen yel gözlerinizdeki yaşları kuruturken ruhunuzda kâinatın derin sessizliğini taşıyarak sabaha doğru yürüyüp fecri başlatınız.

Cemiyetin vahşi, zehirli bitkilerle dolu, her dalında uğursuz baykuşların manasız telkinler yaptığı sık ağaçlı ormanlarında çetin yolculukların başlangıcı için sabahı beklemeyiniz. Sabahı beklemek öğleni, öğleni beklemek akşamı beklemek gibi bir ruh gevşekliğini doğurur.

Beynimizi tırmalayan zaruretleri mi hatırlatıyorsunuz. evet hayatın zaruretleri ayaklarımıza dolanmış zincirlerdir ve ıstıraplarımıza çeşni katarlar. Fakat bu vahşi sahayı geçmek için hiçbir zaruret kâfi bir mazeret değildir. Ruhumuzu aldatmayalım, ebedi gayeye ihanet etmiş oluruz.

Durduğumuz noktada inançlarımızın eskidiği, yabancılaştığını hiç tecrübe etmediniz mi? En acı kayıp budur: Gerilemiş ruhların mütemadiyen tavizler vererek hayatla, zaruretle uyuşmaları…”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tantımı #67 Ya Tahammül Ya Sefer için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Sır | Karalama Defteri

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s