Kitap Tantımı #66 Doğu’dan Uzakta

408396DOĞU’DAN UZAKTA

Yazar: Amin Maalouf

Yapı Kredi Yayınları’ndan Kasım 2012’de çıkan kitap toplam 457 sayfadan oluşuyor. “Kitap Kardeşliği” grubunun Mart ayı kitabıydı Doğu’dan Uzakta. İlk kez katıldım ben de ve bir çok insanla birlikte aynı kitabı okumak, kitap hakkında konuşmak gerçekten çok hoşuma gitti.

Daha önce Amin Maalouf’un Semerkant ve Doğu’nun Limanları kitaplarını okumuştum. Yazarın dilini seviyorum. Doğu’dan Uzakta da bir çırpıda okunabilecek kadar sürükleyici bir kitap.

Amin Maalouf, Beyrut, Lübnan doğumlu fakat iç savaş nedeniyle genç yaşlarda Fransa’ya göçmek zorunda kalmış. Kitaptaki baş karakter Adam da aynı şekilde Doğu Akdeniz’de bir ülkede yaşamakta, üniversite çağında ülkesinde çıkan iç savaş nedeniyle Fransa’ya göçmen olarak gitmek zorunda kalmış. Kitapta ne Lübnan ne de başka bir ülke ismi geçmiyor. Hani insan geçmişte bırakmak zorunda kaldığı sevdiği insanların adını anamaz ya da andıkça acı hisseder ya, yazar da sanki o yüzden ülkesinin ismini hiç anmamış gibi geldi bana.

Adam ve arkadaşları henüz iç savaş çıkmamışken bir grup kurmuşlardır. Kendilerine Bizanslılar denilmektedir. Grupta her etnik kökenden ve her dinden arkadaşları bulunmasına rağmen kardeşçe barışçıl hayaller kurmakta, arkadaşları Murad’ın evinde sık sık toplanmaktadırlar. İç savaşın patlak vermesiyle birlikte kimi başka ülkelere göç etmiş, kimi kalıp muhalif gruplar içerisinde savaşmış, kimi iktidarda hangi grup var ise onunla birlikte olmuş kimi ise sessiz sedasız saklanarak savaşın bitmesini beklemiştir.

Aradan geçen çeyrek yüzyıl sonra Adam arkadaşı Murad’ın ölüm haberi ile ilk kez ülkesine döner ve orada 16 gün geçirir. Bu 16 günde farklı ülkelerde bulunan arkadaşlarıyla iletişime geçip yeniden bir araya gelmeye uğraşacaktır. Bir yandan da geçmişine dönüp, yaşamak isteyip yarım kalan hayallerini gerçekleştirmeye başlayacaktır…

img_500X280_Amine-Maalouf-interview

Kitapta sevdiğim karakterler arasında Ramzi ve karısı, Semiramis, Adam, Tania, Remzi, Albert ve Naim var. Ben bu kitabı severek okudum. Kitapta hoşuma giden bir kaç bölüm/cümle ise şöyle;

“Aşk dediğiniz, “dostluk”, “arzu”, “tutku” veya Tanrı bilir başka hangi ismi taşıyan beyaz veya siyah ya da altın sarısı veya pembemsi kablolardan ayırmak gereken kırmızı bir kablo değildir.”

“İnsan okumayı biliyorsa iki göz iki eşten daha yararlıdır.”

“Evlilik belalı bir kurumdur. Düğünden önce her adam dikkatlidir, naziktir; göz koydukları genç kıza “kendi” karıları oluncaya kadar prenses gibi davranırlar; sonra hızla birer zorbaya dönüşürler, ona hizmetçi gibi davranırlar, tepeden tırnağa değişirler ve toplum da bu konuda onları yüreklendirir. Düğünden öncesi oyun mevsimidir; sonra ciddi, karanlık ve üzücü şeyler başlar. Kadınlar tarafında da manzara daha parlak değildir. Kapılanacak bir yer aradıkları sürece şeker gibidirler. Tatlı, uzlaşmacı,
birlikte yaşamaktan zevk alınacak insanlar olurlar. Damat adayı evlenme kararını verinceye kadar, onu rahatlatmak için gereken her şey yapılır. Kadınlar o ana
dek gizlemeye çalıştıkları gerçek tabiatlarını ancak düğünden sonra açığa çıkarırlar.”

“Dünün dünyasının silinip gitmesi eşyanın tabiatına uygundur. Ona karşı bir hasret duyulması da eşyanın tabiatına uygundur. İnsan geçmişin yok olması karşısında kolay avunur; asıl kaldırılamayan, geleceğin yok olmasıdır. Yokluğu beni üzen ve aklımdan hiç çıkmayan ülke, gençliğimde tanıdığım değil, gençliğimde hayalini kurduğum ve asla güneşin altında yerini alamayan ülkedir. “

“Aşktan söz etmek ne kadar soylu bir işse, aşklarını anlatmak da o ölçüde bayağılıktır.”

“Arkadaşların, hayallerini olabildiğince uzun bir süre korumana yardım ederler. Tabii, zamanla yitirirsin. Ama ne kadar geç yitirirsen o kadar iyidir. Yoksa, yaşamak için gereken cesareti de yitirirsin.”

Serseriler serserilik yaparken kendileriyle barışıktırlar; koşulların serserilik yapmaya ittiği dürüst insanlar ise vicdan rahatsızlığından ötürü kendilerini yiyip bitirirler.”

“Bir adam dünyadan elini eteğini çekmeye karar verdiğinde, bu fiziksel şiddet içermese de intihar gibi bir şeydir. Aşikar sebeplerin yanı sıra, en yakınlarının bile bilmediği,
hatta kendisinin bile bilincinde olmadığı gizli nedenler bulunur.”

“Bir ilişki soylu kalmak için tüm seyrini tamamlamalıdır. Sadece yetişkinlik çağını değil, karışık bir sırayla bile olsa, çocukluk ve ergenliğini de yaşamalıdır. Kendine özgü simyayı, kendi akıl ve akıldışılık, coşku ve ilgisizlik, heyecan ve mizah, yakınlık ve uzaklık, söz ve ten karışımını da bulmak zorundadır. Sevgililer için bütün
mesele, ilişkilerinin anısını birlikte çıkılmış bir yolculuk gibi korumayı becerebilmektir.”

“Komünizm insanları eşitlik adına köleleştirmişti, kapitalizm de ekonomik özgürlük adına köleleştiriyor.”

“Çocukluğunun geçtiği yerleri ziyaret etmek bir mazoşizm uygulamasıdır. İnsan hayal kırıklığına uğramaya çalışır ve hiçbir sürpriz yaşanmaz, hayal kırıklığına uğrar.”

“Uzun vadede, Adem ile Havva’nın tüm evlatları yitik çocuklardır.”

Ve  Instagram’da paylaştığım 403. sayfadaki bu bölüm🙂 Kitap okumak kadar okunulan kitaplar hakkında konuşmak da güzel🙂

578955_10151491347232141_1247908217_n

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s