Kitap Tantımı #65 Efsane Bir ‘Barbaros’ Romanı

AdsızEFSANE Bir ‘Barbaros’ Romanı

Yazar: İskender Pala

Ocak 2013 tarihinde ilk baskısını yapan İskender Pala’nın son kitabı Efsane’yi okumak Şubat ayına kısmet oldu. Daha önce İskender Pala’nın bir çok kitabını okumuştum, buna dayanarak beklentimi yüksek tuttum, ki gerçekten de beğenerek okudum.

Bir röportajını dinlemiştim İskender Pala’nın son dönemde tarihi romanların sevilerek okunduğunu, yazar olmak isteyenlere tarihi romanlar yazmalarını öneriyordu. Kendisi de bu yolda devam ediyor bu kez konu olarak Barbaros Hayreddin Paşa’yı seçmiş.

Kitabın kapağı oldukça albenili, bunun yanı sıra Hızır Hayreddin Paşa’nın uğradığı limanların haritası kuşe kağıtlı olarak arka kapaktan hemen önce yer alıyor. Haritadan önce ise bir denizci sözlüğü yer alıyor. Ben daha önce İ.Oktay Anar’ın Amat isimli kitabını okuduğm için bir çok eski denizci terimine aşinaydım, ama bu konuda okuduğunuz ilk eser ise yararlanabilirsiniz. Amat’tan söz etmişken, Pala’nın kullandığı dil o kadar ağır değil, bunu belirtmekte yarar var.

Tarih romanı dediysem esasında kitapta tarihten daha ağırlıklı olarak yer alan konu aşk. Yalnız şunu da söylemeden geçemeyeceğim, İskender Pala tüm kitaplarında aşka ucundan kıyısından da olsa yer veriyor, amma ve lakin, aşkı anlatma kabiliyeti yeterli gelmiyor bana. Yani o duyguyu veremiyor, belki bilerek belki bilmeyerek… Yani demem o ki, aşkı anlatırken okuyucusuna aşk hissettiremiyor. Bu noktada da Nazan Bekiroğlu’yu tek geçerim. (Tabi bu benim kişisel fikrim belki böyle düşünmeyen çok kişi vardır.)

Her neyse kitaba geri dönecek olursak, kitapta konuşturduğu kahraman Seyyid Muradî. Gırnata Emirliği’nden olan ve ismi henüz çocukken ve onu ailesi ile birlikte kıyılmaktan kurtaran bir rahip tarafından korumak için Saint Alcala olarak değiştiriliyor. Sidi aynı zamanda Gazavat-ı Hayrettin Paşa adlı eserin yazarıdır ve Barbaros tarafından haçlı korsanlardan kurtarılmış, ileri coğrafya ve denizcilik bilgisi sayesinde onun kâtibi olarak yanında yer bulmuş Gırnatalı bir Müslümandır.

Sidi ya da Seyyid Muradi genç yaşta Barbaros’un yanına geldiği için onunla yakınlaşmış ve birbirlerinin sırlarına vakıf olmuşlardır, bu nedenle de yazar hikayeyi onun gözünden anlatmış. Aşk hikayesinin diğer kahramanı ise Billure. Billure Sidi ile aynı okuldayken Türk olduğu anlaşılıp gizli Müslüman rahip tarafından öldürülmekten kurtarılmak üzere kaçırılır, ne var ki kader onu Beatrix olarak bir rahibe yapacaktır… Bu noktada belki de en çok hoşuma giden şey Billure ismi oldu. Bir roman kahramanı için çok hoş bir isim.
Son derece sürükleyici olmasına rağmen, bölümler arası kopuklukları fazlaca hissettim ben. Özellikle zaman atlamalarında hep bir önceki bölümün yarım kaldığı hissi uyandı. Ve bir de aşk hikayesinin sonunu böyle beklemiyordum. Nasıl mı? Okuyunca anlarsınız🙂
Kitapta hoşuma giden bölümlerden biri; Hz. Süleyman ve “Mühür kimdeyse Süleyman odur.” sözünün nerden geldiğini anlatan bölüm oldu. Bunun yanı sıra, Hz. İbrahim ve bülbül, gül sepetindeki ısırılmış elmalar da dikkat çekiciydi…
“Efsaneler bazen denizden, bazen aşktan ve ateşten gelirler. Aşktan, ateşten ve denizden gelenler, bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar. Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir. Bir çağı haritalarda bulamazsınız. Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir. Çünkü girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı. Akdeniz, aşk kaleminin haritası ile yeniden çizildi. Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa. Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere. Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu. Efsane ile bir çağı ve o çağın efsanelerini okuyacaksınız. Barbaros Hayreddin Paşa’yı… Sonra, bir gül sepeti getirdi. Isırılmış üç elmayı ve altın heykeli anlatı. Varın sırlarını siz çözün dalgalı denizlerde.Sabah efendi uyananlar yine akşam köle oluyor, sabah köle uyananlar da yine efendiliğe yükseliyorlardı. Anladım ki bu sularda her şey umut ile korku, gam ile sevinç arasında birden değişiveriyordu. Kaderler ise en çabuk değişen şeydi.”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s