Kitap Tantımı #58 Nar Ağacı

NAR AĞACI

Yazar: Nazan Bekiroğlu

Tam beş yıldır beklenen bir kitap daha… Son kitabının üzerinden beş yıl geçmiş Nazan Hanım’ın, hayranı olan tüm okurları gibi ben de hasretle bekleyenlerdendim yeni kitabını. Bir sonraki kitap için bir beş yıl daha bekler miyiz endişesi ile bitirdim kitabı. Toplam 533 sayfa olmasına rağmen tadı damağımda kaldı. Aslında 800 olan sayfa sayısının 500′e indirildiğini duyunca da üzüldüm çokça. Keşke çıkarılmasaydı o sayfalar da…

Bu kitabın benim için özel bir yeri de var aynı zamanda, çünkü kitap Timaş Yayınları’ndan Ebru Keskin tarafından adıma imzalatılarak hediye olarak yollandı. İmza sayfasına, Nazan Hanım’ın el yazısına uzun uzun, gülümseyerek baktım kitabın ilk sayfalarını okumaya başlamadan önce. 1 aylık bebeğim kucağımda okudum genellikle, kâh gülümsedim, kâh hüngür hüngür ağladım bazı bölümlerde… Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaptı kesinilkle…

Roman Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum, İstanbul hattında geçiyor. Nazan Hanım romanda Settarhan ve Zehra’nın yani dedesinin ve anneannesinin hayatlarını anlatıyor. Burada belirtmem gerekir ki aslında bu isimler gerçek isimleri değilmiş, romanda sadece büyük dayısı olan İsmail kendi ismiyle yer almış.  Her ne kadar daha ilk sayfada tarihi gerçekler dışında her şeyin kurgu olduğu yazsa da, anlatılanların bir çoğu gerçek.  Tebriz’in en asil, en soylu halı tüccarlarından birinin yiğit oğlu olan Settarhan ve Trabzon’un inci tanesi Zehra. Olaylar Balkan savaşı zamanında başlayıp, 1. Dünya savaşına dek uzanıyor. Birbirlerinden apayrı coğrafyalarda akan bu iki ırmağın nasıl birleştiğini okuyoruz.

Aslında roman iki katmandan oluşuyor birincisi günümüzde geçen kısım yani yazarın dedesinin yaşadığı bütün o yerlere seyahati ve bu seyahat esnasında hissettikleri, düşündükleri kendisine yol arkadaşlığı yapan Yasemen… İkinci katman ise romanın özünü oluşturan tarihi katman. Bu muhteşem romanda ana karakterlerin yanı sıra bir çok karakter yer alıyor. Genelde çok karakterli romanlar beni yorar ancak Nar Ağacı’da hiç de böyle olmadı. Settarhan, babası Mirza Han, ilk aşkı Azam, Yezd’li Mecusi Piruz, ağabeyi Sehend, Rus sevgilisi Sofya…Zehra, Büyükannesi Büyükhanım(Sabire), dedesi Hacıbey, Ağabeyi İsmail, komşuları Siranuş hanım ve kızı Anuş, resim öğretmeni Celil Hikmet Bey,  Settarhan’a kucak açan fukara babası Çerkez Aslanbey ve daha birçokları…

Taht-ı Süleyman isimli eski bir Mecusi ateşgâhından alıyor ismini Settarhan’ın ailesinin yaşadığı yer. Settarhan’ın başından öyle olaylar geçiyor ki, Batum’da bulunduğu sırada Bolşevik isyanıyla birlikte sınırlar kapanıyor ve bir daha geri dönemiyor. Boynunda bir idam kararıyla birlikte küçük bir tekneyle geçmişini geride bırakarak Trabzon’a kaçıyor. Zehra ise Trabzon’un Rus işgaline uğramasıyla birlikte İstanbul’a muhacirliğe çıkıyor.

Seyehat sırasında çekilen fotoğrafta; Taht-ı Süleyman’daki göl kenarında Nazan Bekiroğlu. Fotoğraf Zaman gazetesi Pazar ekinden alınmıştır.

Beni en çok etkileyen bölüm kuşkusuz Zehra ile Settarhan’ın ilk karşılaştıkları ve aralarında o sözsüz iletişimin gerçekleştiği bölüm. Ama bunun yanında Anuş’un Büyükhanım’a emanet ediliş anı, Büyükhanım ve küçük kafilesinin muhacirliğe çıktıklarında günlerce, kilometrelerce yürümeleri ve başlarından geçen acı dolu olaylar, İsmail’in gönüllü yazıldığı Balkan Savaşı sonrası ölüme yattığı hastanede tuttuğu günlük, Piruz ve Azam’ın karşılaşmaları, Sessizlik kulelerine Piruz ve Settar’ın tırmanışı, Sofya’nın otel odasındaki hali, Settarhan’ın dağda çetelerle karşılaşması ve Büyükhanım’ın tekrar Trabzon’a döndükleri günün ertesi bahçede düşündükleri…

Kitapta altı çizilecek cümle öyle çoktu ki ama kitaplarımı çizme adetim olmadığından, onlara kıyamadığımdan (ki bu en kıyılamayacağıdır) ben hiç çizmedim. Bir çok cümle aklımda yer etmiş olsa da, paylaşacaklarım hiç yeterli olmasa da bir kaçını paylaşayım.

“Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.

Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.” sf.508

“‘Ey sıkıntı şiddetlen nasılsa geçeceksin’ Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresiydi” sf. 302

“Niye ki bunca acı? Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna. Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah’ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu? Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah’a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi. Dünya cennet değildi evet; olsaydı, cennetin ne anlamı kalırdı?” sf.496

“Çöl ile gök gibi buldular birbirlerini. Aralarında bir yağmur eksikti” sf.182

“Aşk olunca en çok da ölüm hükmünü kaybediyor ve insan kendisini ölümsüz zannediyordu.”sf.184

Neticede çok çok güzel bir kitap, tereddütsüz okumanızı öneririm. Yazarın aile hikayesinin yanı sıra milli mücadele döneminde halklarımızın yaşadıkları ve hissettiklerine de tanık olacaksınız.

About these ads

2 Yorum

Kategorisi Okudukça

2 responses to “Kitap Tantımı #58 Nar Ağacı

  1. Geri bildirim: Kitap Kardeşliği Nar Ağacı Okuyor! | Karalama Defteri

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s