Ve 33…

3 Eylül 1979-3 Eylül 2012… Genelde bir garip hüzün dolardı içime doğum günlerimde ama bu kez öyle değil, tüm gün neşe içindeydim… Belki sebep beklentisiz olabilmeyi nihayet başarmış olmamdır, belki de ismi de Eylül olacak 2. kızımın doğmasına şaka maka sadece 2 hafta kalmış olmasıdır… İyi ki doğmuşum ben 🙂
Bu arada en sevdiğim yazar olan Nazan Bekiroğlu da dün Eylül`e bir hoşgeldin yazısı yazmış ki; tadından yenmez, işte o yazı…

Gibi: Eylül geldi

İnsanı canından bezdiren, hiç bitmeyecekmiş gibi gözdağı veren, tam bitti denilen yerde yeniden
başlayan kavurucu bir yazdan da serinlik ve selâmetle sıyrılmak mümkünmüş.
Ufkun üzerinde kurşuni renkli bir süvari alayı. “Caddelerde rüzgâr”lı ilk sonbahar şarkıları. Siyah
beyaz kısa bir film. Kestanecinin Ekim’e hazırlanan isli “lüküs lâmbası”. İlk yağmur damlası, ilk
üşüme, ilk hırka.
Bir şehri terk etmemek için sebepler risalesine eklenen zahriye sayfası gibi, şehrime, bütün şehirlere
geldiğinden daha erken, kavrulmuş yapraklar dallarının dibine döne döne düşerken. Olur mu olmaz
mı derken olur gibi, gelir mi gelmez mi derken gelir gibi. Kalıcı değil geçici. Ama sonunda Eylül geldi.
Sadece “Orta İkiden Ayrılan Çocuklar”ın değil aklı hâlâ ilkokulda kalmış olanların da mevsim
şeritlerinde kayıtlı yılın başıdır Eylül; yılda bir gelir gibi geldi. Sahile inen müzmin âşıklar kadar leylî
gözlü kadınların da siyah bir hırkayı sırtlarına attıkları zamandır; kırk yılda bir gelir gibi geldi.
Biraz daha gecikse sanki hiç gelmeyecekmiş gibi. Tam zamanında, ucu ucuna, nefes nefese, haber
yetiştirmek uğruna toprağa düşen ulaklar gibi. Haberi var; Eylül geldi.
Bir önsöz’ün hemen yanına iliştirilmiş sonsöz mührü, beklendik bir:-) hüsn-i hatime, umulduk bir göz
aydınlığı, eşsiz bir avunmalık gibi geldi. Önsöz ile sonsöz arasında olup biten her şey hiç olmamış
gibi. Kaldığı yerden devam eder gibi. Her şey bir noktada toplanmış, Be’nin kapısı açılmış gibi. Masal
gemisi kadar Fareli Köyün Kavalcısı da götürdüklerini geri getirmiş gibi. Maziden çıka gelen ama hem
de bambaşka biri gibi.
Hiçbir hediye vermeyi aklına getirmeden, hiçbir hediye beklemeyi düşünmeden, hiçbir emanet sözcük
takınmadan ağzına, sırtına moda bir renk geçirmeden; sadece kendisi kadar, yalnızca kendisi gibi.
Eylül geldi.
Uyanıp uyanıp yazılan sonra unutulan cümleler, kendisinden henüz kopulan bir romanın acısı üzerine
inen serinlik selâmet gibi, bitmiş bir romanın üzerinden son kum taşı cilâsı gibi geçe geçe geldi. Vaz
geçilmiş bir kaleme yeniden döndürür, şimdiye değin söylenmiş her şeyi bir kez de susturur gibi.
Sonra söylemek ile susmak arasında kendi anlattığına insanın kendisi de şaşar gibi. Ne kadar da çok
şey varmış anlatacak. Bütün unutulanları hatırlatacak, hatırlananları unutturacak gibi. Eylül geldi.
En güzel hikâyeyi kendisine anlatacak bir Eylül kalmış gibi, en ağır hikâyeyi dinlemek Eylül’ün sırtına
kalmış gibi. Çöl satın alıp vahalar bağışlayarak. Geldi. Büyü bozar, dil çözer gibi. Kırk yıllık isimlerin
yepyeni bir müsemmasını aşikâr eder gibi. Bundan sonra hiç Eylül olmayacakmış ama bundan
sonrası hep de Eylül’müş gibi.
Yüz romanın içinde akan tek ırmak gibi her dem kadim her deltada yeni. Kendisinin farkında değil
oysa; kırk parçaya bölünen aynaların sırrını ima etse de gözünde bir gaflet bağıyla güzelim Eylül
geldi. Bir yağmur uykusuna düşüp de ağır bir hastalıktan uyanmışım gibi. Bin yıl üzerine ilk kez
ağlamış, çileden geçmişim gibi. Ayaklarım suya, başım göğe ermiş gibi. Çünkü Eylül geldi.
“Beni kör kuyularda merdivensiz” bırakmaya bırakmaya, “Denizin ortasında bak yelkensiz” komaya
komaya. Karadeniz’in yedi dalgasından, onun ufkunda iki fırtınanın karşılaşmasında kopacak
tufandan söz ede ede. Yolcuyu yarı yoldan çevirir gibi, düşmüşü elinden tutup kuyudan çeker gibi.
Eylül bana iyi geldi.
Bakmayın bu kadar gibi edatına; Eylül bu, kendisine benzer yine kendisi. Eylül geldi, Eylül gibi.
Yeri gelince senli benli, yeri gelince sizli bizli.
Ama ille de ben’li sen’li.
Eylül gibi, Eylül geldi.
Şimdiye değin nasıl yaşamadıysam, “Bundan sonrası tufan”. Benim için hava hoş. Geldiği gibi gider.
Gibi: Eylül geldi.
02 Eylül 2012, Pazar

Reklamlar

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı İzdüşüm içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Ve 33…

  1. Çok güzel bir yazıydı. Allah mutluluğunuzu sağlıkla, neşeyle, hayırlısıyla daim etsin İnşallah. Eylül’ün profilden bir gülücük fotoğrafını bekliyoruz artık. 🙂 Tevafuğa bakın ki; Benim hemen hemen bütün hikayelerimde ve şu ana kadar yazdığım roman taslaklarında Eylül ya baş karakterdir ya da en sevimli karakterlerin başında gelir.

    • zehrasunay dedi ki:

      Ben de seviyorum Eylül ismini 🙂 hoş karşı çıkanlar da olmadı değil daha anlamlı bir isim koyun diye 🙂 Inşallah sağ salim gelsin de dünyaya 🙂 Koyarım resim:)

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s