Kitap Tantımı #44 Serenad

SERENAD

Yazar: Zülfü Livaneli

Okuduğum kitapların ilk sayfalarına ilk iki ismimi ve altına da okuduğum tarihi sadece ay olarak yazma gibi bir huyum var “Fatma Zehra, Aralık 2011” yazmışım Serenad’ın da ilk sayfasına. 2011’in ve Aralık ayının son gündüzü ağlaya ağlaya bitidim okumayı ve ilk sayfada yazdığım tarih de yalan olmadı. Roman toplam 481 sayfadan oluşuyor. İlk baskısını Mart 2011’de yapmış bana 60. baskıdan okumak nasip oldu. İlk başlarda sıkılarak okuduğumu ifade etmem gerek ama belirli bir noktadan sonra son derece sürükleyici hale geliyor. İlk kez bir Zülfü Livaneli kitabı okuyorum ve tarzını svdiğimi de söylemem gerek…

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar. Prof. Max 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversite’sinde hocalık yapmıştır. O yıllarda Almanya’da bulunan 40’a yakın yahudi bilim adamı Nazizm’den kaçarak, Atatürk’ün izniyle İstanbul Üniversitesi’nde çalışmışlardır. Maya bir gün onu kendi isteği üzerine Şile’ye götürür ve böylece katları yavaş yavaş açılan 60 yıllık dokunaklı bir aşk hikayesine tanık olmakla kalmaz, aynı zamanda dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Kitapta bahsedilen acıklı tarihi olaylar şöyle; Mavi Alay, Ermeni tehciri ve Struma gemisinin batırılması. Hepsinde de farklı dinlere mensup yüzlerce insan devletler eliyle katlediliyor. Mavi Alay’da Kıırım Türkleri (8000 kişi) Türkiye Cumhuriyeti’nin teşvikiyle, 2. Dünya Savaşı’na Sovyetler’in karşısında Almanya’nın yanında yer alarak katılıyorlar. Fakat Almanya’nın savaşı kaybetmesiyle Sovyetler tarafından geri çağırılıyorlar. Kaçtıkları yerde Drau nehri’ne atlayarak yaklaşık 3000 Kırım Türk’ü hayatını kaybediyor. Geri kalanlar ise tren vagonlarına hapsedilmiş olarak Türkiye’den Sovyetler’e doğru yol alırken kurtarılmayı bekliyorlar… Oysa Türkiye onları kurtarmıyor yaklaşık 2000 kişi de Kızılcık Nehri’ne atlayarak intihar ediyorlar… Kalanlar ise Sovyet askerleri tarafından teslim alınarak kurşuna diziliyorlar.  Kitapta bahsi geçen bir diğer hüzünlü olay ise; Ermeni tehciri… Bu konu her ne kadar tartışmalı bir konu olsa da; 1. Dünya Savaşı sırasında bir çok Türk gibi Ermeni de hayatını kaybetmiştir muhakkak.

Kitabın esas temasını oluşturan hüzünlü olay ise Struma isimli geminin içerisinde yaklaşık 800 Yahudi ile birlikte  Şile açıklarında batırılmış olması. Ari bir Alman olan Prof. Max. Nadia isimli bir Yahudi’ye aşık olur ve onun ismini gizleyerek evlenirler. Bir süre gizlenerek hayatlarını sürdürdükten sonra bulundukları toprakların bebek bekleyen Nadia için güvenli olmadığına karar verir ve hakkında daha önce giden bilim adamlarından güzel sözler işittikleri İstanbul’a gitmeye karar verirler. Ama yolculuk esnasında Nadia, Nazi subayları tarafından indirilir. Max. yalnız başına İstanbul’a gelmek zorunda kalır. Aylar süren uğraşlar sonucunda Nadia’nın Struma isimli bir Romanya gemisi ile Filistin’e kaçmaya çalıştığı haberini alır ve gemiyi İstanbul’da beklemeye başlar, çünkü Nadia İstanbul’da inecektir. 200 kişilik bir gemiye balık istifi dolmuş olan 800 kişi zorlu günler yaşar ve geminin motoru İstanbul’da çatlar. Bunun üzerine gemi demir atmak zorunda kalır. O dönemde Filistin’e Yahudi göçünü engellemeye çalışan İngilizler gemiyi kabul etmezler.  Türk hükümeti de Almanya ile arayı bozmamak için gemidekilerin karaya çıkmasına izin vermez. Haftalarca İstanbul’da demirlemiş olan bozuk gemi içindekilerle birlikte Şile açıklarına çekilir. Ertesi gün büyük bir patlamayla batırılan geminin neden battığı konusu uzun yıllar anlaşılamaz. Yaklaşık 20 yıl sonra Sovyet arşivlerinden çıkan belgelere göre bir Sovyet denizaltısı tarafından telsiz sinyali alınamadığı için batırıldığı yönündedir. Gemide bulunan yaklaşık 800 kişiden sadece 1 kişi kurtulur. Bir de Vehbi Koç’un girişimiyle sadece  bir aile gemi patlatılmadan önce indirilerek kurtarılır. Bu gemi halen Şile açıklarında batık vaziyette bulunmaktadır…

“İstanbul vefasız bir sevgiliye benzer.” “Sana hep ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.” Sf. 46

“Benim tezim, bütün halkların, bütün kültürlerin birbirleri hakkında önyargılara sahip olduğudur. Eğer bir gün bu ön yargı kelimeleri, yani Avrupa dillerindeki barbar, Japon dillerindeki gaijin, Müslümanlardaki kâfir, Almanlardaki ari olmayan gibi önyargı sıfatlarını kaldirabilirsek, amacımıza ulaşabiliriz. Amaç nedir derseniz, bence tam olarak şudur: İnsanın değerinin sadece insan oluşundan geldiği; din, milliyet, cinsiyet, renk, cinsel tercih, siyaset gibi bir takım ön sıfatlarla ayrımcılığa uğratılmadığı bir hümanizm anlayışı.” (Sf. 56-57)

“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydıklıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kenini koru!”(sf. 88)

“Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzularla, heyecanlarla dolu bir kız olarak verir. Ama değişim yaşar. Hayat o kızı sürekli değiştirir ve bu değişimlerin hiç şaşmayan bir aktörü vardır: Bir erkek. ” (Sf 459-460)

Kitabın ismi ise baş karakterlerden olan Max’ın karısı için bestelediği bir Serenad’dan geliyor; “Serenade für Nadia”. Livaneli kitapla ilgili bir röportajında Max.’ın gerçek bir karakter olmadığını beliretrek kitap için bir Serenad bestelemek istediğini ama yapamadığını ve bu kitabın serenadının Schubert’in Serenad’ı olduğunu belirtiyor. Dinlemek isterseniz buyrun…

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tantımı #44 Serenad için 7 cevap

  1. Aslinur dedi ki:

    Okumayi hic dusunmedigim bir kitapti. Lakin gene o kadar guzel anlatmissin ki, merakimi celb etti:) bu arada ben de kitaplarin ilk sayfasina adimi ve yili yazarim daima.. Mesela: Aslinur, 2011.. Altina da bir kuyruk cekerim..

    • zehrasunay dedi ki:

      Önyargılı olmamak gerek sanırım🙂 Livaneli’den hoşlanmasam da güzel yazmış, yakın tarih hakkında çok az şey biliyoruz… Mesela Struma hakkında çok resmi kaynak yokmuş Türkiye’de… İ.Pala bir programda kitap yazmak isteyenlere tarihi bir roman yazmalarını tavsiye etmişti… Gerçekten de tutuyor:)

  2. Aslıhan Koçak dedi ki:

    Senin gözyaşlarına “anne” olmanın verdiği duygusallık diyebilir miyiz? Ben de ilgiyle okumuştum ama öncesinde “Limon Ağacını” okumuş olmanın büyük etkisi vardı.

    Livaneli’nin sonraki kitabında da Kırım Türkleri’nin yaşadığı dramı anlatmasını bekliyorum.

    • zehrasunay dedi ki:

      Bilmem ondan mı…O gemiye binmek için paraları yetmeyen aileler saadece çocuklarını bindirmiş içerisinde 103 tane de çocuk varmış… Belki içlerinden hiç biri siyonist değildi, zaten o gemi batırıldığında henüzİsrail devleti kurulmamıştı bile… İnsan insandır, katil katil… Hangi ırka-dine-siyasi görüşe mensup olursa olsun… Ben Ermeni tehcirinde hayatını kaybeden Ermenilere de üzülürüm, struma’da öldürülen Yahudi’lere de Filistin’de katledilen Müslüman’lara da… Savaş kötü şey, ve genelde suçu günahı olmayan siviller ölür. Mavi Alay’da da ağladım ben okurken, o da çok etkiledi beni, aslında güzel olur bir de sadece Kırım Türkleri’ni anlatan kitap yazsa biz de okusak… O olayda malesef bizim atalarımızın da suçu varmış, tıpkı Struma’da olduğu gibi…

  3. incegül dedi ki:

    Balıklar anlarmış derya dilinden
    Rızalar sürülmüş vuslat ilinden
    Ben yandıııım! dedikçe sevda elinden
    Sen gönül tasından ateş sunarsın

    bayıldım, bayıldım, bayıldım… yazanın kalemine, gönlüne sağlık.

    ben de bir dönem evde kedi beslediydim ve fekat, çok uzun süremedi maalesef. seninki çok tatlıymış. dilleri konusunda haklısın. elinden birşey yedirirken çok tuhaf bir his veriyor.🙂

    kitap, eldeki okunmamışlar bitince… tarafından tavsiye ediliyorsa okunacak elbet.🙂

    • zehrasunay dedi ki:

      İcegül’üm seni burda yeniden görmek ne kadar sevindirdi beni bilemezsin… Ben de bayıldım bu satırlara… Hayran olmamak elde değil “mavi kazaklı şair”in şiirlerine🙂 Ben seni okumayı da özledim ayrıca, var mıdır bir mekan yine, kapını tıklatsam??

  4. Geri bildirim: Kardeşimin Hikayesi | Karalama Defteri

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s