Vişneli mi olsun, frambuazlı mı?

Bu aralar durup durup birilerine kırılıyorum “sevgili günlük”… Kırılmamı farkedip mi umursamıyorlar yoksa farketmiyorlar mı emin değilim. Aslında eminim de kabullenemiyorum umursanmamayı. Ben kimseye böyle davranmadığım için belki de zor geliyor. Neyse ki çabuk geçiyor kırgınlıklarım da, unutuveriyorum… Daha önceden de söylediğim gibi; beklentisiz yaşamayı öğrendiğim gün… aman neyse.

Yakınımda bulunan ulaşılabilir hiç kimseyle vakit geçirmek istemiyorum bir de… Yarın bi kaçamak yapacağım, yarın dediysem bu gün aslında Çarşamba yani. Uzun zamandır tek başıma bi şeyler yiyip içmedim dışarıda. Park etmesi kolay, sakin, kahvesi güzel bi yer biliyorum. Bir telefon anneme; “Elif sana gelsin benim gitmem gereken bi yer var” ayrıntılı sorulara uyduracak bahanelerim de var… Okul çıkışı oraya, biraz yalnızlık kahve ve hatta vişneli çikolatalı pasta, yoksa frambuazlı bile olur. Ordan çıkıp… Yok yok canım hiç alış veriş yapmak falan istemiyor; kim deneyecek onca şeyi, bi enstruman çalmayı öğrenmeye hevesim olduğu falan da yalan, resim yapmaktan da hiç bir zaman hoşlanmadım… Kitap dersen Zülfü Livaneli sarmadı zoraki okuyorum. Bu Allah’ın belası şehirde adam gibi bi kitabevi bile yok! Belki de yine o köye giderim cafe çıkışı, düşük vitesle kullanırım arabayı bu kez, lastiğim de patlamaz böylece 🙂 Ne gündü… İlk baharda gitmiştim en son; yine bir başıma. Kimsenin olmadığı güzel manzaralı bi yer bulursam inerim bile belki. Hiç kimseyi istemiyorum yanımda, en sevdiklerim bile fazla geliyor bu ara. Sonra… sonra… peki ya sonra hadi hepsini yaptım diyelim ne değişecek ki?

Bu şehir boğuyor beni be günlük, annemin yaşlandıklarında yanlarında olmamız hayallerini karamsarlıkla dinliyorum. Saat 17:00’a eve dönmüş olurum yarın 1-2 saat yeter kafa dinlemeye… Sonra rutinlere devam. Rutin demişken, bu gün de akşam vakti; akşam dediysem 18:00 karanlık yani,; bu gün dediysem de dün aslında Salı yani 20 si hani amaaann neyse, çekip kapıyı çıktım, evdekilere haber de vermeden, maksadım sadece araba kullanmaktı ama öyle berbat bi yer ki, yolların sonu hemen geliveriyor… Kendimi gayrı ihtiyari kuaförde buldum, pek cesur sayılmam uçlarından kestirebildim kıyamadım da sanırım. Sonra çıktım, bi kedi yavrusu giriverdi arabanın altına 🙂 Nasıl güzel koca bi kafası var ve bembeyaz, kirli ama sevimli. Gel derim gelmez, çık derim çıkmaz, elimi uzattım patisini uzattı 🙂 Tuttum karnından aldım kenara koydum hoop yine girdi arabanın altına, kaldırıma oturdum bekledim biraz çıkmasını, gençler “abla sen çalıştır kaçar o sesten” dedilerse de nafile. Sonra kös kös çıktı geldi yanıma bi iki miyav oturdu kenara 🙂 Öyle sevimliydi ki; evdeki olmasa tutup getirecektim koca kafayı 🙂

Eve geldim ki, planlar yapılmış sadece seçenek sunuluyor bana, hangi tarihler arası olsun? Uçak biletlerimiz alındı sonra, yine yol göründü, neyse ki dönüş tarihi muamma değil… Gidilen yolun sonu özlenenler olsa böyle iç çekmezdim be günlük. Ama sömestr için bi güzellik de yok değil, Ankara’daki iki fıstıkla birlikte bi tatil planımız var. Tatil dediysem kaplıca; hamam sefası:) Maksat birlikte olmak, koca kişileri olmadan kız kıza 🙂 İnşaallah suya düşmez pek heveslendik doğrusu; Kızılcahamam’dayız bi 3-5 gün bi aksilik olmazsa…..

Şimdi yarın yiyeceğim vişneli ya da frambuazlı pasta hayalleriyle uyuma vakti. Her gece olduğu gibi, erken uyuma planlarımı suya düşürerek. (Bu yaşadığımın ismi Çarşamba sendromu, ilk iş günüm ya hani…Kimse üstüne alınmasın yani…Ha bi de ne giysem?)

Reklamlar

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Havadan Sudan, İzdüşüm içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Vişneli mi olsun, frambuazlı mı?

  1. kubish87 dedi ki:

    Noluyor hatun sana? Bi afır bi tafır :p
    Ferahlık olsun içinde bol bol. Oku üfle kendini.. Ankara’ya mı gidiyorsunuz? Aman canım ne var kı orda.. Buraya gel sen buraya 😉

    • zehrasunay dedi ki:

      Üstüste geliyor bu aralar her şey… neresinden tutsam elimde kalıyor saki hayatın 😦 ağlama duvarına çevirdim blogu da, neyse pastaya yaklaşık 3 saat var:)) İstikamet İstanbul şekerim, ama görüşmeye zaman ayırabilecek miyim bilemiyorum 5 güne sığdırmam gereken bi dünya akraba var….

  2. banu dedi ki:

    Bugünlerde eskisine nazaran daha fazla yazı okuyorum ve okuduklarımın hemen hemen hepsinde kendimi buluyorum. Tabii şimdi sana “Ben de şöyle şöyle hissediyorum, böyle böyle yaptım” türünden şeyler yazacak değilim. Şunu derim sadece; kafa dinlemek olarak kısaca tarifini yaptığımız o şeyi yapmak, insana süper enerji veriyor. Sana da verdiğinden eminim 🙂 Tatillerde gidilmesi en uygun şehri seçmen de harika! Oh missin yani bu sömestr. Şimdiden iyi tatiller. Bundan sonraki hayatının, yaşadığın bu ufak sıkıntıya benzer bölümleri hiç olmasın, hep mutlu ol, mutlu olun 🙂 Sevgiler…

    • zehrasunay dedi ki:

      Geçecek biliyorum 🙂 Böyle güzel dilekli dostlarının olması ne güzel insanın:) Amin, hepimiz…. hepimiz…
      Haa bu arada garson bile kabullenemiyor, “misafirinizi bekleyelim mi alayım mı siparişinizi” dedi “yalnızım bol şekerli bi Türk kahvesi istiyorum” diyince de “küllük vereyim mi” diye sordu 🙂 demek ki orda yalnız kadınlar sigara içiyorlarmış kahve yanında, vah vah racona bile uyamadım:))

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s