Kitap Tantımı #42 Hayal Meyal

HAYAL MEYAL

Yazar: Tarık Tufan

Gerek Facebook’ta gerek Twitter’da sıkça paylaşılan çarpıcı cümleleri dikkatimi çekti ilk kez Tarık Tufan’ın. Hiç tanımıyordum kendisini, sonrasında twitter takibi ile biraz tanımaya başladım. “Güzel abiler” ve “Güzel ablalar”in özelliklerini yazdığı twitleri çok güzeldi, üstelik fanatik Beşiktaş’lıydı, hüzünlüydü, hele bir de “Eğer bir gün yolunuz üniversiteye düşerse” yazısını okuduktan sonra kesin karar verdim; kitaplarını da okumalıydım. Bu okuduğum ilk Tarık Tufan kitabı oldu. Bir yazarın ilk kez okunan kitabı önemlidir bence, okuma serüveninde devamının gelip gelmeyeceğinin de kararını verdirir ilk kitap. Hayal Meyal benim üzerimde bu açıdan çok olumlu etkiler bıraktı.

Cümleler öyle tanıdık, öyle aşina, öyle akıcı, öyle sadeydi ki, sanki kendi yazdığım bir metni okur gibi okudum. Elime almamla bitirmem arasında geçen zaman çok kısaydı, zaten bitirmeden bırakılmayacak kadar merak uyandırıcı ve abartısız, sade ve kısa; toplam 128 sayfa. Sonbaharda okunası; ve hatta İstanbul’da. Buna rağmen, Niğde’de faranjtin yorgun düşürdüğü bir bünyeyle, bir yağmur ikindisinde, perdeleri sonuna kadar açılmış pencere dibinde, kedi mırıltıları eşliğinde de okumak güzeldi.

Bir kadına aşık olup olmadığına bir türlü karar veremeyen ve kanser teşhisi konmuş bir gencin hatıralarını okuyoruz kitapta. Duygularını kelimelerle ifade etmenin yetersiz kaldığını farkettiği bir anda yazmaya karar veriyor. Gencin ismi geçmiyor kitapta, ama kızın ismi İlknur. babası Remzi hoca; ki sendikacı ve eylemlerde ön sıralarda sol yumruğu havada, annesi Aysel; babasından gizli kandil akşamlarında komşu evlerinde mevlit dinlemekte. Gencin annesi şefkatli, babası sert. İlknur ise çocukluğunda yaşadığı travma sonucunda evlenecek bir eş değil de kendisini koruyacak bir baba şefkati peşinde. İki gencin kendi içlerinde ne  hissettiklerini anlamlandırmalarına fırsat vermeden evlendirilme kararını alan koca bir mahalle dolusu insan. Ve saatçi Nurettin Efendi; dükkanındaki saatlerin hepsi 18:10’da sabit… Kitabın sonu ise beklenmedik, sarsıcı, şaşırtıcı, boğaz düğümlenmelerine sebep olacak cinsten. İçinde bir çok hoş cümle var alıntılamak istediğim, ki üzerimde bıaktığı hüzün etkisinin geçmesi için bir gün beklediğim… Böylesine içine alabiliyorsa bir roman okuyucusunu, bence kesinlikle başarılıdır.

“Gerçeklik ne kadar yalın bir yüzle karşımızda haykırırsa haykırsın, biz yine de kendi beklentilerimizin içten içe fısıldadığı yalanlara kulak kesiliyoruz. Yalanın yayılması nasıl da sinsidir Tanrım. Sizi ne zaman avuçlarına aldığını bilemezsiniz. Kendi yalanlarınızın bile!” (Sf.13)

“Ne kadar garip! Bütün insanlar öleceğini bildiği halde mutlu olmayı becerebiliyorlar. Ama ölüm tarihi ile ilgili bir zaman diliminden söz edildiği anda bir daha o mutluluğu yakalamanın imkanı yok.” (Sf:20)

“Mevsim, yazdan sonbahara dönmek konusunda kararsızlık yaşıyordu ve ağlamamı duyunca ölgün bakışlı bir sonbaharda karar kıldı. Meraklı siyah bulutlar, böylesine hıçkırıklarla kimin ağladığını görmek için şehrin üzerine çullandılar. Dışarıda yağmur yağıyordu. Açık pencereden içeriye kafasını uzatan damlaları izledim bir süre. Az önce sokağı dolduran insan konuşmaları yerini aceleci adımlara bıraktı. (Sf. 31)

“Hayatım boyunca kendimle ilgili olarak uzun açıklamalara girmekten kaçındım. Yani duygularımı bütün açıklığıyla uzun uzun anlatamadım kimseye. Bunu yapmak doğru muydu bilemiyorum ama bu böyle sürdü. İstedim ki bana bu kadar yakın olan insanlar birkaç kelimeyle, birkaç cümleyle, bir bakışla, bir nefes alışımla anlasınlar neler olup bittiğini. Çünkü ben böyle anlayabiliyorum. Eğer sahiden birinin yakınında duruyorsam, bu kadarla da olsa farkına varabiliyorum olup bitenlerin. Yakınlarında olmanın hakkını veriyorum ve bunu onlardan da bekliyorum.” (sf. 62)

“İlknur’un gözlerine sonbahar gelmiş, yapraklar birbiri ardına dökülüyordu ayaklarımın dibine. İki kişi, bordoya çalan bir gökyüzünde alev alev saçılan gözyaşlarında yanıyorduk. Kısık bir ağlayışın iç çekişleri kulakları sağır ediyordu.” (Sf. 67)

“Gitmeyi başaranlar inandırıcı insanlardır. Benim gözümde insan bir kez gidebilmeyi başardıysa söylediklerini de başarabilme gücüne erişmiş demektir.” (Sf.73)

“Sevgili yüzündeki solgunluğu, içinden geçen bir mutsuzluk esintisini, ellerinle fazladan oynayışını, gözünü fazladan kaçırışını, saçlarınla fazladan oynayışını, gözlerini fazladan kırpıştırmalarını bile fark eder. Sevgilinin baktığı bir yüz her şeyi açığa vuran bir aynadır. Âşık olmak bir yüze aşina olmaktır Âşık olmak, bir yüze yansıyan bir hissi en ince ayrıntısına kadar hissedebilmektir.” (Sf. 75)

“Bazen öyle sanıyor ki insan, eskisi gibi olabilir her şey… Olmaz hâlbuki Olmaz. Tüketip de geçtiğimiz onca şey gibi olamaz. Ben sadece denemek istedim Farkındayım olmayacağının Ben hala gözlerini bıraktığım yerde arıyorum” (Sf.82)

“Şimdi ölümün kıyısına gelmişken dua etmeye başlamak bana çok hesaplı geliyor. Kendimi kötü hissediyorum. Sanki ikiyüzlülük gibi anlıyor musunuz?” (Sf.107)

“Elleri üşüyen kadınlar açmamış yaprakları avuçlarının içine alıp bir dilek tutarlar. Avuçlarını açtıklarında çiçek açılırsa dilekleri kabul olmuş demektir. Açmazsa ne yazık ki kabul olmamıştır.” (Sf. 118)

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tantımı #42 Hayal Meyal için 5 cevap

  1. yunusyunus dedi ki:

    Durduk yere okuyasım geldi şimdi bu kitabı🙂
    Dersler çok yoğun olmasaydı belki:/

  2. Kalemzâde dedi ki:

    Bizde bir ödülünüz kalmış, almaya gelir misiniz?🙂
    http://biryazarsam.com/2011/12/11/cok-yonlu-yazarsam-boyle-olur-iste/

  3. niyazi gokmen dedi ki:

    Kitabı daha yeni okudum. Aslında uzun zamandan beri rafta duruyordu ama bi türlü elim gidip de okumamıştım, sonunda bi nefeste bitirdim kitabı.

    Gencin içindeki buhran ve hastalığından dolayı kendini, çevresini sorgulaması, İlknur’la olan muhabbeti, saatçi Nurettin Efendi… Bu üç ana bölüm üzerinde kitap ilerliyor. Sonu ise hiç de beklenmedik ve vurucu bir şekilde bitiyor.

    Bilmiyorum insanları ama ben yer yer gencin yaşadıklarında kendimi gördüm. Hele bi yerde diyor ya; “İnsan gitmeyi başardı mı herşeyi başarır” şeklinde bişeyler; tam da yer yer insanın aklına esen bir cümle. Ardından İlknur ile olan münasebeti, yaşadığı ikilem vs. Derdini dökmeye gittiği, sırlarına vakıf olmak istediği saatçi Nurettin Efendi kesinlikle zaman zaman yaşadıklarımızın özeti…

    Tarık Tufan gerçekten de vurucu cümlelerle aklımızda olanı, kalbimizde sakladıklarımızı anlatmayı iyi biliyor. diğer kitaplarında da bunu görmek mümkün.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s