Kitap Tantımı #41 Od – Bir ‘Yunus’ Romanı

OD – BİR ‘YUNUS’ ROMANI

Yazar: İskender Pala

Öncelikle arka kapak yazısıyla başlayalım kitabın tanıtımına;

Biliyorum,

“Biz bu ilden gider olduk,

kalanlara selam olsun,” demişti…

Yine Biliyorum,

“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” Demişti…

Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,

Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…

Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…

Derviş Yunus…Varsın onu da desinler.

Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.

Biliyorum…

Ten fânidir, can ölmez

Çün, gitti geri gelmez

Ölür ise ten ölür

Canlar ölesi değil

Bu bir Yunus romanı. Kapı yayınlarından çıkmış, ilk baskısı 100.000 adet basılmış, 359 sayfadan oluşan bir İskender Pala eseri. 13. yüzyılda anadolunun çalkantılı bağrında, her bakımdan yanan yıkılan bu coğrafyada Yunus’un gelişi ve anadolunun gönül insanları ile yeniden merhale merhale inşa edilişi tarihi bir süreç olgusu içerisinde anlatılıyor kitapta. Yunus’un hikayesini Molla Kasım’ın dilinden okuyoruz.  Molla Kasım ki; kendisini daha ilk sayfalarda tabir-i caiz ise biraz çok bilmiş ve ukala olarak tanımlayan biri. Molla Kasım bir gün Konya’ya seyahati sırasında Sakarya suyu kenarında bir türbe kenarında dinlenmeye karar verir. Dinlenirken de yolda karşılaştığı yarı çıplak bir dervişin eline tutuşturduğu şiir tomarını okumaya karar verir. Bu şiirler el ayası büyüklüğünde kağıtlara arkalı önlü yazılmış şiirlerdir. Okudukça kâh beğenir diğerine geçer, kâh beğenmez/kızar kağıdı ateşe ya da suya  atar. Böylece kuşluk vaktinden ikindiye kadar oturup şiir okur. Elindeki son kağıdı okuduğunda ise dehşete düşer ve secdeye kapanır. Şiirleri gönderen Bizim Yunus’tur ve Molla Kasım’ı hayretlere düşüren şiiri şöyledir;”Ben dervişim diyene / Bir ün edesim gelir // Tanıyuban şimdiden / Varıp yetesim gelir; Sırt kıldan incedir / Kılıçtan keskincedir // Varıp onun üstüne / Evler yapasım gelir // Derviş Yunus bu sözü / Eğri büğrü söyleme // Seni sîgaya çeker / Bir Molla Kasım gelir.”(Sf.5) Molla Kasım o an pişman olur yaklaşık 2000 adet şiiri yakıp suya attığına, bu derviş Yunus benim adımı nerden bildi de yazdı diye düşünerek hayretler içerisinde biraz da kendisini affettirmek için Yunus’u aramaya koyulur. 1 yıl kadar sonra onu Sarıcaköy’de bulur ve Yunus’un hayatını kaleme almak için onu zar zor ikna eder ve hayatını anlattırır.

Yunus ile Molla Kasım karşılaştıklarında sene 1320’dir ve Yunus 80 yaşlarında bir  âmâdır. 63 yaşında gözlerine alaca düştüğünde tedavisini kendisi Abakay isimli dervişten öğrendiği otlar ile yapabilecekken, şöyle söylemiş ve bundan sonra dünyayı dünya gözüyle hiç görmemiştir.”Adı güzel kendi güzel Muhammed’in mübarek gözleri bu dünyayı altmış üç yıl gördü, bize de ziyadesi gerekmez!” (Sf. 8).

Ve Molla Kasım’dan rivayetle okumaya başlarız Yunus’u Yunus yapan hayatı. Kitap içerisindeki bölümlerde sözü bir Yunus alır, bir oğlu İsmail. Kitapta Yunus’un hikayesini baştan sona seneler önce kaybettiği oğlu İsmail’i arayışı ekseninde okuyoruz. Ve eşi Sitare’ye -asıl adı Elif’tir- olan  ve onun vefatıyla bile hiç eksilmeyen aksine beşeri aşktan ilahi aşka dönüşen;  ya da ilahi aşkın beşeri aşkı kapsaması ile devam eden bir aşk hikayesi içerisinde okuyoruz. Önce oğlu İbrahim’i bir Çekikgöz(Moğollar) istilası sırasında yitirir Yunus. Sonra köylerinden ayrılıp başka bir köye göç ederler hayatta kalmış köylüleri ile birlikte. Orada yeni bir hayat kurmaya çalışırlar fakirlikler içerisinde. Gün gelir Sitare’sini de yitirir başka bir istilada. Ve daha da acısı küçük oğlu İsmail’i kaçırırlar ve  senelerce haber alamaz, arar durur.

Oğlunu ararken yolu Aslanlı Hacı Bektaş Dergâhına oradan Tapduk dergâhına düşer. Ve Tabduk Sultan eşiğinde Yunus’un Yunus olma hikayesi başlar. Buradaki görevi dergâha odun taşımaktır Yunus’un; dilinde ‘bilmem’ zikri ile, ta ki benliğinden sıyrılana dek…”Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu; iki heceyle, od-un işte, ateş veren şey…Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, ‘od’a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben od için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum.” (Sf.142)

“Artık bütün dertlere dermanın Allah’a yönelmekte olduğunu biliyordum. Üstelik bu, çok gönül ferahlatıcı bir şeydir. Teslimiyet, insan ruhuna en ziyade yakışan haldir çünkü. Kalpler ancak Allah’ı anmakla sükun bulur, tatmin olurlar.” (Sf. 145)

Kitap sayesinde belki günümüze kadar çok az bildiğimiz Yunus’u biraz da olsun tanımış oldum. Onun sıradan bir şair değil, Hakk yolunda bir ermiş olduğunu anlamış oldum. Günümüzde Mevlana’ya verilen değer kadar ona da değer verilmesi gerektiğini düşünüyorum şimdi. Zira kitapta Yunus’un Mevlana ile karşılaşmasında daha sonradan utandığı sözler karşısında Mevlana’nın söyledikleri çok düşündürücü. Mevlana Yunus ile Konya’da tanışır ve karşılıklı şiir söylerler. Sonra ona Mesnevi hakkındaki düşüncelerini sorar. Yunus da bu soruya cevaben “Uzun demişsiniz efendim! Ben olsam, ‘Et-ü kemik büründüm / Yunus diye göründüm’ derdim olur biterdi!” (Sf. 170)  demiş. Ve dediğine diyeceğine söylediği sözdeki küstahlığa senelerce üzülmüş. Oysa Mevlana bu sözü duyduktan sonra karşılıklı ağlamışlar ve Yunus’un yoldaşı Çelebi Faruk’un kulağına eğilip bir şeyler fısıldamış. Yunus senelerde cesaret edip soramamış bu sözleri Çelebi Faruk’a… Seneler sonra öğrenmiş ki Mevlana o anda şöyle söylemişmiş; “Sufîlik yolunda hangi makama erişmişsem, şu Türkmen kocası Yunus’un ayak izini orada görürüm.” (Sf. 267)

Oğlu İsmail’in köle diye satıldıktan sonra yaşadığı şüpheler, gün gelip Allah inancını yitirip yeniden babası sayesinde bulması  da oldukça etkileyiciydi benim için. “Her gece aynı dua ile uyudum: “Allah’ım, ey Allah’ım!… Varsan, Bir’sen ve beni duyuyorsan ya babamı bana getir ya beni ona gönder!” Yıllar geçti ve Allah beni duymadı. O’na çok öfkeliydim. Hala O’nun var olduğuna inanmak istiyordum ama olup bitenler bunun aksini bana fısıldıyordu.” (Sf. 172)

Kitapta alıntılanacak çok cümle var, beni okurken çok etkisinde bırakan; öyleki rüyalarıma kadar giren nadir kitaplardan biridir. İskender Pala’nın diğer eserleri kada da güzeldr. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.

“Dertli ne ağlayıp gezersin burda

Ağlatırsa Mevlâ’m yine güldürür

Nice âşık kondu göçtü buradan

Ağlatırsa Mevlâ’m yne güldürür”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tantımı #41 Od – Bir ‘Yunus’ Romanı için 1 cevap

  1. Mete Balcı dedi ki:

    Her kitap fuarına uğradığımda en çok satanlar listesinde duruyor nedense bir türlü ilgimi çekmiyor herkes övdü, tamamen kişisel bir problem bu kitabı okumak istiyorum fakat her kelimesini anlamak istiyorum yoksa biraz kabiliyet meselesi mi ?

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s