Kitap Tantımı #40 Bir Gün Tek Başına

BİR GÜN TEK BAŞINA

Yazar: Vedat Türkali

Öncelikle belirtmeliyim ki, Epsilon yayınlarından çıkan kitap toplam 603 sayfa ve ben bunun 132 sayfasını pdf dosyadan okudum. Eksik olmasın sevdiğim bi arkadaşım, kıyamadı gözlerime de getirdi kitabını bana; emanet 🙂 Meğer bir kitabı kitap olarak okumak ne güzel şeymiş, kitapların ayrı bir kokusu var; hele de bu kitabın… hem de onca göz yorgunluğundan sonra. Son derece sürükleyici bir roman, upuzun olmasına rağmen elinizden bırakamayacağınıza eminim, yazarın kullandığı dil öyle akıcı ki; özellikle karakterlerin iç seslerini konuşturduğu bölümler çok doğal, kapılıp gidiyorsunuz. Ben boş derslerimde, tenefüslerde, sınav gözetmenliklerinde vs bırakamadım elimden. 27 Mayıs 1960 darbesinden önce yaşananlar sol görüşlü, devrimci bir yazar tarafından kaleme alınmış. O dönem devrimci insanının görüşleri hiç de itici gelmedi bana, hatta kendime yakın bile hissettim. Ülkemizde her şeyde olduğu gibi sol insanında da ciddi değişimler olmuş gibi geldi bana; artık kimse eskisi gibi değil… Kitapta aşk mı siyasete fon olmuş, yoksa siyaset mi aşka fon olmuş kestirmek zor. Her iki konu da ustaca iç içe geçirilmiş ve her iki konudan da sıkılmıyorsunuz okurken.

Roman 1959 yılının bir sonbahar akşamı başlıyor. 1944 yılında gizli bir kominist örgüte girmekle suçlanan Kenan müdiriyete çekilir ve yediği iki tokatla örgütten uzaklaşır. Düzenin adamı olan yakın arkadaşı Rasim’in desteğiyle kendine sıradan bir hayat kuran, 40 lı yaşlardaki Kenan kitapçı dükkanı ile evi arasında monoton bir hayat sürmektedir. Eşi Nermin ve kızı Zeynep ile mutlu olması beklenirken o hep içinde, yediği iki tokatla yılmasının suçluluğunu hissetmektedir. Artık eşinin küçük dünyasını da beğenmemektedir. Bir gece iş dönüşü gazeteci ve yazar arkadaşlarıyla birlikte yemeğe çıkar ve çok içer. Ortak arkadaşları aracılığıyla Günsel isimli çok genç ve devrimci bir öğrenci kızla tanışır. Kızı önce karısı Nermin’e benzetir ve daha sonra da aşık olur…Aşkını itiraf eder ve Günsel’den aldığı yanıt; “İşin kötüsü ben de istiyorum” olur…

Kitabın bazı bölümleri beni çok etkiledi, öğrenci eylemleri, öldürülenler, kendisine ve çevresine güven duygusunu çoktan yitirmiş olan Kenan’a Günsel’in de güvenini yitirmesi. Onun bu durum karşısında çabalayışı, yıkılışı… Göz yaşlarımı tutamadım sonunda. Neyse sonunu yazmadan bazı bölümlerini  aktarayım en iyisi;

“Baba’nın bir sözü geldi aklına: ‘Taşları sürekli dönen bir değirmendir kafa dediğin, ya evlat, arasına bir şey koymadın mı kendi kendini öğütür, sakatlanır. ” Sf.14

“Aklınıza gelen en kötü şeyi olmuş sayın, ona göre yol arayın kendinize…”Sf.96

“İnsanlar niye böyle, hep yaslanacak birini arıyorlar?…” Sf.133

“Beni yine bırakıp gidecek misin karanlıklarda?”Sf.141

“Kimseden izin beklemedim seni sevmek için…”Sf.195

“Pısırık, beceriksiz olmayı yeğlerim, yalancı, dalavereciolmaktansa. Hem de en yakınına”Sf.236

“Parça parça etmişler insanları, ustalıkla düşman etmişler…Her geçen günle, her yeni çağla birlikte yeni düşmanlıklar, uydurma düşmanlıklar bulup koymuşlar eskilerinin üstüne” Sf.259

“Mutluluk da yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun, mutluluk dediğin bu. Bir kıyıda, bir dönemeçte arada bir ortaya çıkıveren pis bulanık akıntılardan uzaklaşacaksın, güçlü kulaçlar atman gerek. Sık sık oldu mu da, yoruluyor insan. Timsahlar, suaygırları, ağulu yılanlar da var ırmakta. Ne çok düşmanı var mutluluğun. ” Sf.392

“Kendini götürdükten sonra nereye kaçacak insan?” Sf. 477

“Kardeş kardeşi vurur mu? Baş oyunları bu aslında…Kardeşi kardeşe vurdurtuyorlar hep…”Sf.503

“Bugün de mi yirmi dört saat? Neler oldu oysa. Tek bir günün sırası gelsin diye yaşam boyu bekliyoruz.”Sf.588

“Günselciğim, diyordu, ne polisim ben, ne de senin düşlediğin gibiyim. Kendi düşlediğim gibi bile değilim. Senin düşlediğin gibi olmadıktan sonra. Karanlıkta son kez bırakıp gidince sen, birden anladım her şeyi. Sokakta rastlarsan bir daha öyle bakma bana. Bitti bu iş… Ne olursun benimle oynama! Bittim ben.. Ne olursun…  26 Mayıs 1960″Sf.590

Her emenet kitapla olduğu gibi bununla da vedalaşmam zor oldu/oluyor. Kitapta da sık sık söylendiği gibi “küçük burjuva duygululuğu” benimkisi, hiç koklanarak veda edilir mi bi kitaba 🙂 Ve kesinlikle tavsiye ederim…

Belki dinlersiniz bunu da…tek başına…

Reklamlar

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s