Kitap Tanıtımı #39 Şah&Sultan

 ŞAH&SULTAN

Yazar: İskender Pala

Hayatımda her şeyin ters gitmeye başladığını düşündüğüm/inandığım bir ay oldu Ekim ayı benim için. Yakınlarımın mutsuzlukları, ayrılışları, hastalıkları, vefatları, kopma kararları ve bunun yanı sıra terör sonucu hayatını yitiren canlar, Van depremi yüzlerce cenaze, enkaz, üzüntü… Kitabı da Ekim ayının son çeyreğinde okudum.

Kitap karakterlerinden biri olan Kamber Can (Şah İsmail’in yeğeni) ile birlikte tıpkı onun gibi gökyüzünden yıldız topladım, ve hem kitap boyunca hem gerçek hayatta sevgiyi aradım durdum. Ve dün gece kitabın bitmesiyle birlikte buldum sandığım sevgiyi de kaybettim. Çünkü Kamber Can da anladı; aslolanın sevmekle birlikte sevilmeyi de yakalamak olduğunu. Baştan sona sevgiyi sorguladı ve aradı durdu Kamber Can oysa o sevmeyi biliyordu, aradığı şeyin sevmek değil sevilmek olduğunu anladığının ve sevildiğini öğrendiğinin hemen sonrasında kaybetti Taçlı Bihruze’yi… (Şah İsmail’in ikinci eşi)

Kitapta Ağustos 1501 ile Eylül 1525 tarihleri arasında Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında geçen rekbeti okudum. Her ikisi de birbirine çok benzeyen iki karakter. Alevilik ve Sunnilik hakkında  az da olsa bilgilendim. Aslında her iki toplumun da bir ağacın kökleri gibi nasıl bir iken ayrı düştüğünü anladım. Aramıza fitne tohumlarının ne zaman sokulduğunu öğrendim. Her iki hükümdarın da hatalarını ve bu hatalarından duydukları pişmanlıklarını öğrendim. İki müslüman devletin 1514’te Çaldıran’da  birbirlerini nasıl kırdıklarını kardeşin kardeşi katlini ve dahası; Tebriz’de Şah İsmail’in sunnileri katlettiğini, buna nispetle Anadolu’da Sultan Selim’in kızılbaşları katlettiğini okuyarak hüzünlendim. Aslında bir olmamıza rağmen birbirimizi yanlış tanıdığımıza, yanlış tanıtıldığına ve bütün o uydurma karalama hikayelerin nasıl ortaya çıktığına ve hala onlara inananlar olmasına üzüldüm.

Bunun yanında bazı ayrıntılar da cezbetti beni, mesela; Muhiddin Arabî’nin “Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” demesinden sonra Allah’a küfrettiği gerekçesiyle öldürülüşü, aradan 300 yıl geçip Selim’in Şam’ı fethetmesi ve yine Arabî’nin “Sin Şına girince benim sırrım açığa çıkacak” sözünü çözmesi. (Sin Selim Şın da Şam’ı temsil ediyormuş). Muhiddin arabinin ayağını vurduğu yeri kazdırıp bir küp altını buldurması. Meğer adamcağız siz Allah’ı bırakıp mal mülk sevdasındasınız demek istemiş zamanında.

Bir diğer ayrıntı ise beni ağlatmaya yetti; bir hizmetçinin Selim’e gönlünü kaptırıp, yatağının üzerine bir not bırakması;” Derdi olan neylesin?” cevaben Selim’in kağıdın arkasına “Durmasın söylesin” yazması, hizmetçinin yazdığı notun altına ilaveten “Korkuyorsa neylesin?” yazması ve Slim’in “Hiç korkmasın söylesin” cevabından sonra cariyenin ilk karşılaşmalarında derdini soran Selim karşısında heyecanlanması ve onun kollarında derdini söyleyemeden can vermesi…

Yine Selil ve Selma’nın birbirlerine veridkleri söz; “Kıyamet günü hor ve kederli kalkmamaya and olsun!” Aynı sözü Ömer ve Bihruze’nin de daha küçük birer çocukken birbirlerine vermeleri, Bihruze’nin bu söze binaen Şah İsmail ile evliliğinde yataklarında aralarında bir kılıç bulundurması…

Kamber Can’ı büyüten kişi olan Babaydar’ın son günlerinde ona verdiği nasihat hatta vasiyet; “Ey yolcu, sevgiye yürü, ta ki hakikate eresin.”

Neticede bir tarih kitabı olarak okumadım sadece kitabı, bu bir aşk kitabıydı da aynı zamanda. Dünyalar güzeli bir kadına farklı kişilerce duyulan aşkı irdeledim. Onca sevilmesine rağmen, hiç bir sevdiğine kavuşamamasına içerledim. Taçlı’dan bahsediyorum, kızılbaş bir aileden gelmesine rağmen çocukken gönlünü bir sunni arkadaşına kaptırması, sonra ailesi tarafından Kıble-i Alem Şah İsmail’e verilmesi, çocukluk aşkına sadık kalıp Şah’a yâr olmayışı, Çaldıran’da esir düşmesi, Sultan Selim’in de onu sevmesi ama “şah artığı” diyerek en çirkin  veziriyle evlendirmesi, Taçlının güzelliği ve Selim’e olan saygıdan dolayı onun da Taçlı’ya hiç dokunmaması… Ve küçük bir çocukken amcası Şah İsmail tarafından hadım edilen Kamber Can’ın ona duyduğu aşka, ölümünün hemen öncesi cevap vermesi… Ömer’in taçlı’ya hediye ettiği incinin önce Şah İsmail, sonra Sultan Selim’in kulağına küpe olması… Ben susayım da kitaptan cümleler konuşsun, öyle çoktular ki altını çizmek istediklerim; öyle çoktular…

“Bir sevgilinin yanağına dokunmak… İşte sevginin en zarif, en nezih ve en berrak görüntüsü…”

“Doğan her şey gibi sevgi de belli bir ömür yaşayıp tamamlıyor ve sonunda yok oluyordu… İnsan sevgi ile yaşar sevgisiz ölürdü.Sevgi bir cennet,sevgisizlik de
bir cehennem sayılırdı. Sevgisiz yaşayanların ölülerden farkı kalmıyordu çünkü.

“Sevgi,tehlike gününde eşit olmanın da adıydı..”

“Sevgi belli ki kendi canından evvel sevilenin canını düşünmek,kendisine bir zarar erişmesinden evvel sevgiliye gelecek zararı bertaraf etmekti. “

“Seninle ben taş ile cama benziyoruz; taş camın üzerine de düşse, cam taşın üzerine de çullansa paramparça olacak şey malumdur”.

“Sevgi, güzel bir kokunun adı mıydı? Sevgiliye dair bir koku, sevgiliden beklenen bir koku…Hani seher vakti saba rüzgarı eserken dimağı doldurması için
içe çekilen o bahar kokusu gibi! Hani sevgilinin sevgilinin bulunduğu tarafa yönelip başını kaldırarak derin bir nefes alır gibi…”

“İnsan sevgiye hükmeder; ama aşk insana hükmeder”

“Kişinin gönülde kendisi olmak sevginin başlangıcı, sevgilide kendisi olmak ise sonu olmalıydı. Birincisi hamlık ikincisi olgunluk. kişi sevgiyle varlığı, aşk ile hakikatini tanıyordu. çünkü aşk kendisinden geçip sevgilideki gerçekliğe ulasmanın adıydı.”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #39 Şah&Sultan için 2 cevap

  1. Kadir Mısıroğlu’nun Tahrif Hareketleri cild-1 de http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/04/Yavuz_Sultan_Selim.jpg bu resmin Yavuz Sultan’a değil, Şah İsmail’e ait olduğunu okumuştum. Bu kitapta bu konuyla ilgili bir şey yazıyor mu?

    • zehrasunay dedi ki:

      Bu konuda bir bilgi yok fakat küpe mevzusu var, Şah İsmail’in kulağındaki inci küpenin Çaldıran’da bi askerin eline geçmesi ve Selim’e vermesi sonucu küpeyi onun takmaya başlaması şeklinde… Bir de ikisinin karakter olarak birbirine benzediklerinden bahsediyor, ben başka bir kaynakta fiziksel olarak da benzediklerini okumuştum…Bu arada nedendir bilinmez senin yorumun spama gitmiş🙂 O yüzden ben göremiyormuşum

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s