Kitap Tanıtımı #38 Kitâb-ı Aşk

 KİTÂB-I AŞK

Yazar: İskender Pala

“Kitâbı Aşk, bütün bu kavram kargaşası içinde aşkın katmanlarını, türlerini ve asaletini irdelemek, belki her düzeyden insanın gönlünde hissettiği, dimağında algıladığı ama asla net biçimde tanımlayamadığı duygularına açıklık getirmek için düzenlendi. Kitâbı Aşk’ın içindeki yazılar değişik zamanlarda ve farklı zeminlerde kaleme alınmış olmakla birlikte
belli bir düzen ve bütünlük içinde bir araya getirilmiştir.” diyor kitabın arka kapağında. Kitap nerdeyse 1 ayı aşkın süredir elimde, bir türlü bitiremememin sebebi, dilinin akıcı olmaması değil, konularının sıkıcı olması hiç değil. Aksine öyle güzeldi ki bütün konular ağır ağır tekrar tekrar okunması gerekiyordu benim için. “Aşk ki vardır, gerisi vesâiredir” diyor…Ve;

”Doğumsuz, ölümsüz, artmaz, eksilmez bir güzellik” diyor Eflatun aşk için. “Artmaz” kısmında külliyen yanılıyor üstad. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün.

Ne din, ne yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah’a aittir çünkü.

Çünkü aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur.

İsterler ki Allah aşkı sevenle sevilen arasında eşit bölüştürsün. Oysa aşk bu demek değildir. Seveni sevmek kolaydır.Marifet o sevmediği zamanda onu sevebilmektir.

Şimdiki gençler galiba gizli kalması gerekeni açık ettikleri (ne ayıp!…) ve sevgililerinin adlarını dillendirmekle kalmayıp aradaki macerayı da başkalarıyla paylaştıkları için aşkın gülümseyişlerini ve zenginliklerini ıskalıyorlar.çünkü sırlara hükmetmek ayrıcalık ve olgunluktur.

Öyle ki, sevgili gizli bir hazinedir de bilinmesi aşığı kıskandırır.

Aşık olmak demek, nur gelen tarafa yüzünü pencere açmaktır.Çünkü gönül, gerçek dostun yüzü ile aydınlanır,nurlanır.

‘Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler…’
Fuzuli (16.yy)

Aşk hikayesi,
yılın en uzun gecesinde bile şafak sökene
kadar sürer; öyle ki Mecnun sözünü bitirse Leylâ başlar;
Leylâ sussa Mecnun anlatır….

Çok sonralari kalp göze diyecektir ki,”beni bu onulmaz derde iten sensin.sefayi sen sürdün , aciyi ben cektim.nimet senin ,zahmet benim oldu. Sen sevinirken ,kaygilanan ben oldum.Bakislarini arttirdikca sen, dertlerimi cogalttin benim.zafere eren sen, hezimete ugrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin pesinde kosan tebaan. Sen emir, ben esir.melik iken memlük ettin beni.

Çünkü canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen arasında hayat yolculuğunun ta kendisi gizlidir.

Ahsenu’l-kasas buyurulmuş Yusuf suresinde, aşkı anlattığı için bu sure. Mevlana, ‘Zeliha o hale gelmişti ki’ diyor, ‘çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adı Yusuf’tu onun için. Yusuf’un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakın ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (…); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese; hep aynı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf’tu onun, dileği de…

Sevgili! Kapına geldik aşkı öğret bize ve aşkını ver yüreklerimize. Hani uykuya dalınca kenti ve yalnız başına kalınca kendi. Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hal üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri… Vicdan sesinden bizar kürek mahkumlarınca, hani aşıkların hasreti özlemle kanınca, hani gurbetin ucunda gönlüme gömende seni, gurbet gurbet gönlüme gömende. .. Güneş ve ay nurunu, aşkından alırken, güneşin ışığı aya vurur gibi aşığı aydınlatırken…Gel…Ey sevgili! Bir hüzmecik bahşeyle asi ve aciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşnekem zerrene… Aşkları unutan bendene aşkını unutturma.

Herşey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da…

Allah, aşığın uğraştığı sevgiyi maşuktan esirgemişti. Bunun içindir ki aşıklar, ya kendilerine verilen derdin aynısının sevgiliye de verilmesi ya da sevgilideki vurdumduymazlığın aynısı ile kendilerine de ihsanda bulunması için yakarır dururlar. İsterler ki, Allah, aşkı seven ile sevilen arasında eşit bölüştürsün… Oysa aşk bu demek değildir. Seveni sevmek kolaydır; marifet o sevmediği zaman da onu sevebilmektir.

Ve uzaaar gider, kitabın tamamı aktarılacak cinsten cümlelerden oluşuyor… Bir nevi başucu kitabı olabilir zannımca bundan sonra benim için. Bir de sondan bir önceki bölümde bizim bildiğimiz bir deyimin hikayesi aktarılmış, ki kitabın tamamını okumasanız bile sadece o bölümü okuyun yeter. “Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani”… Ebubekir Kâni Efendi ile onun tanımlamasıyla Tiryandafila(Despina) arasındaki acıklı aşk hikayesi anlatılmış. Çok leziz.🙂

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kitap Tanıtımı #38 Kitâb-ı Aşk için 2 cevap

  1. estikceyazanadam dedi ki:

    Bir kısmet olmadı İskender Pala’yı okumak. Herkes söylüyor ama.. Bir kitabını alıp deneyelim bari : )

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s