İsimsiz Misafir

Mekan: Herhangi bir sokak lambası altındaki çöp bidonu yanı.

Zaman: Gecenin üçte birinden hemen sonrası.

Kişiler: Bir kadın, kocası, kızı, annesi ve babası.

Olay: Küçük ilçenin yegane parkına; ki adı da yeganeliğinin göstergesi “Üstün” parkına yeni yapılan peyzaj düzenlemeleri görülmek için, biraz soluklanıp bir kaç bardak çay içimliğinde muhabbet etmek için gidilir. Çaylar içilir, su şıkırtıları eşliğinde muhabbetler edilir ve en yakın mesafeye bile arabayla gitmesine rağmen, o gün olacak ya eşinin yürüyüş de yapma isteğine kayıtsız kalamayan adamla birlikte evin yolu tutulur.

Çocuk parkında oynayan küçük beklenir, oyalanılır…oyalanılır. Loş sokaklar birbiri ardına neşeyle aşılırken en tizinden bir kaç miyavlama duyulur. Çevre araştırılırken, çöpün yanına bırakılan koli farkedilir. Yanına gidilir. Bir pati uzanır loş ışıkta, sokak lambasının hemen altından kendini izleyen bir kaç insana doğru. Bir yalvarma hareketi gibidir. Sanki “alın beni” der gibidir. Kutunun içinde bi tane daha olduğu farkedilir. Dışarda olan en ince sesiyle miyavlamaya devam eder, hatta beceriksiz adımlarla takibe yeltenir. İnsanların içindeki merhamet duygusu kendini gösterir, “süt alalım getirelim”, “eve götürsek ama iki tane”, “anneleri arar belki”, “ama yalvarır gibi” derken, tam da arkalarını döndükleri vakit… Büyük bir kedi sinsice ama hızlı adımlarla yaklaşır. Görülür, kafalar karışıktır “annesi mi acaba”, “hayır bu…” derken yetişilemez. Elini uzatmayan, hani içerde sessizce ışıldayan gözlere bir ısırık…Ve kovalanan büyük kedi, ve can çekişen, kendisini yerden yere atan bir minik kedi, bir de halen tek patisini uzatan yalvaran diğer minik kedi.

Artık ne soru kalmıştır, cevap beklenen, ne itiraz. Titreyen kedi alınır, gözyaşlarıyla eve getirilir. Uykusuz geçen ilk gecenin ardından daha sakindir ikinci gece. İlk gecenin hüznü halen dimağlarda…

İçimde ılık ılık nehirler akıyor sanki, şaşkın suratına bakınca. Ne çok severdim kedileri, nasıl hayal ederdim… Tam da hayallerim tükenmişken, böyle bir anda, sebepler zinciri içerisinde, kimsenin itiraz bile etme vicdansızlığını taşıyamayacağı bir gecede, birden geldin evime. Henüz şaşkınız… Bu misafirlik ne kadar sürer kimse kestiremiyor.  Seferber olduk, gözümüz gibi bakıyoruz şimdilik.

Mutluyum. Sevdiklerim yanımda, en kötü ihtimal öyle ya da böyle görüşebileceğim kadar yakınımda. E seviliyorum da. Şimdi hüzünlü de olsa; ben gülümsemeyeyim de kim gülümsesin 🙂

Reklamlar

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Havadan Sudan, İzdüşüm içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 Responses to İsimsiz Misafir

  1. Geri bildirim: Evde Kedi Beslemek « Karalama Defteri

  2. eyhayat dedi ki:

    benim merak ettiğim konu kedinin veteriner masrafları çok oluyor mu ? aşıları,bakımı falan.

    • zehrasunay dedi ki:

      Çok değil… aşılar 15-20 tl civarında veteriner için ekstra ücret ödemedik hiç…Ki bu aşılar her ay değil…

  3. Geri bildirim: Çok mutluyum be bi’log :) « Karalama Defteri

  4. saniye kara dedi ki:

    sayfanızdaki paylaşımlar çok güzel .tebrikler.

  5. mustafa dedi ki:

    anlatımınız çok hoşuma gitti.bi yazar gibi

  6. A. Ümit dedi ki:

    T.C Seçimlerinden Önce, Meydanlarda Bülbül Gibi Şakıyanların ve Şakıyanlara Gönül Veren Yüce Milletimin, Ümmetimin Okuması Dileğiyle..!

    “Dut Yemiş Bülbül”

    Gül bir hece bülbül iki, var mıdır bilmem ki, bunun da bir hikmeti?

    Gül bir gülümseyişiyle belli eder dostluğunu, Bülbül ise heceler. Ne garip çoğumuzun gözünde de bülbül gibi okumak, yüce bir değerdir. Bülbül gibi şakıdığı, dilinin hiç sürçmediği, güçlü hatip olduğu, vs.

    Bunu bir de bülbüle sormak lazım, gülü kaybeden bülbül, dut yemiş bülbüle döner, uzun süre açamaz ağzını. Kapanmayan dudağı kenetlenir, heceleyen dilini de kaybeder boşlukta.
    Ne derler yaşayan bilir.
    Yaşamayanlar da dut ağacına tırmandığında bilir.
    Dut yiyen bülbül gibi dut yiyen toplum da yaşar böylesi bir gerçeği. Bir süre anlayamaz nelerin olup bittiğini.

    Sonra bir bakmışsınız heceleyemeye başlar aheste aheste.
    Hece hece dökülür karanlığın dehlizleri; ama aynı zamanda bir dut ağacı düşmanlığı da başlar.
    Demezler ki yıllardır tek derdimiz nice gül yetiştiren ağacın kökünü sökmekti!
    Gül’ün bir hece olmasının hikmeti şudur ki, gül konuşmadan belli eder dostluğunu, bülbül ise, dut yemediği sürece heceler…
    Hele bir de dut yemişse, heceler kement vurur diline, alkış koparan diline ve de o alkış tufanında ellerini paralayanların beyinlerine.

    Ne derler yaşayan bilir.
    Yaşamayanlar da dut ağacından düşünce bilir.
    Dut yiyen bülbül gibi dut yiyen toplum da yaşar böylesi bir gerçeği. Bir süre anlayamaz nelerin olup bittiğini.

    Sonra bir bakmışsınız heceleyemeye başlar aheste aheste. Böylece dökülür hece hece karanlığın dehlizleri.

    Daha Önce Demiştik Oysa:
    Gülünü Kaybeden Bülbül, Dut Yemiş Bülbüle Döner!

    Türklüğünü Kaybeden Müslüman Gibi; Müslümanlığını Kaybeden Türk de:
    Dut Yemiş Bülbüle Döner.

    Dahası:

    Ben Gecelerde Aşk İle Hecelerken; Aman Siz Gündüzlerde Gecelemeyin! Gündüzleri Geceleleyenler, Cuma Günleri Camii Önüne Mendil Sererler..!
    #Türkçüdüşünce

    Uçsun Bülbül’ler Şimdi Medine’ye: Elif’in ve Ümmet’in Solmayan Tek Gülüne..!

    Hilâl’den Dolunay’a Doğru… En Derin Saygı ve Sevgilerimle, Esenlikler Dileğimle!

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s