Kitap Tanıtımı #34 Kuyucaklı Yusuf

 KUYUCAKLI YUSUF

Yazar: Sabahattin ALİ

Yazarın 1937’de yazmış olduğu bu romanı yaz tatilinin vermiş olduğu geç uyuma alışkanlığıyla dün gece okudum. Kürk Mantolu Madonna kadar güzel değildi bana göre. Herşeyden önce en büyük sorun kitabın yarım kalmışlık hissini veren sonuydu. Bunu biraz araştırınca, yazarın ömrünün kitabı bitirmeye elvermediğini anladım. Zira yazar bir üçleme olarak tasarladığı Kuyucaklı Yusuf’un sadece birinci kitabını yazabilmişti.

Roman bir cinayetle başlayıp, yine bir cinayetle son buluyor. Anne ve babası gözleri önünde eşkıyalar tarafından öldürülen 9 yaşındaki Yusuf’un kaymakam tarafından evlat edinilmesiyle başlayan olaylar. Yusuf’un büyümesi, kaymakamın kızı Muazzez’e olan bağlılığı(adına aşk denemeyecek kadar tuhaf bir birbirini bırakamama tutkusu), uğradığı haksızlıklar karşısındaki sükuneti, ve nihayetinde hüzünlü bir sonla noktalanmasından oluşuyor. Roman içerisinde bazı karakterlerin akıbetleri; Kübra ve annesi gibi belirsiz. Muhtemelen diğer iki kitapta yazılacaktı da yazılamadı. Kim bilir belki bir gün yazarın karalamaları, notları ortaya çıkar da birileri tarafından tamamlanır üçleme.

Kaymakam Selahattin Bey, eşi  Şahinde hanım, zengin Hilmi Bey ve oğlu Şakir, yeni ve kötü kalpli kaymakam İzzet Bey harika tasvir edilmiş. Özellikle Şahinde Hanım bana Aşk-ı Memnu Firdevs Hanımını hatırlattı. Bu arada kitabın bir de sinema filmi yapılmış 1985 yılında. Başrollerini Talat Bulut ve Derya Arbaş oynamışlar.

Kitap içerisinde harika tasvirler var. Okurken mekan o kadar canlanıyor ki gözünüzün önünde sanki oradaymışsınız hissine kapılabiliyorsunuz. Olaylar Edremit ve civarında geçiyor. Her ne kadar pek tanımasam da o bölgeyi ve insanlarını, benim nüfus kütüğüm evlilik nedeniyle oralarda:) Belki bu yüzden daha çok ilgimi çekti. Kim bilir belki gençliğim geçmese de, ihtiyarlığım geçer o güzel yerlerde.

“hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusu vermemişti. etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. şimdi ilk defa birşey istiyor, hemde korkunç bir şiddetle istiyordu. fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?… niçin? kimin için? ”

“iki eliyle arkasındaki ağacın kabuklarına sarıldı. parmakları soğuk yarıkların arasına girdi. elini hemen geri çekti ve göğsüne götürdü. göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. aman yarabbi, ne kadar yalnızdı…”

“Zaten Yusuf, senelerden beri hiç kimseye karşı kalbinde muhabbet beslemiyor ve bir insanı sevebilmesi için ona hayran olması lazım geldiğini anlıyordu.”

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça, Uncategorized içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s