Kitap Tanıtımı #29 Aşkname

AŞKNAME

Yazar: İskender Pala

Harika bir kitap. Keşke ilk önce “Babil’de Ölüm, İstanbul’da Aşk” yerine bunu okusaymışım…Nedense bu kitabı çok daha fazla sevdim.

İskender Pala kitabında değişik yüzyıllarda yaşamış şairlerin yaşadıkları aşk hikayelerini anlatıyor bir bir. Kâh şairlerin kendi yazdıkları şiirleri, mektupları sunuyor bize, kâh boşlukları hayal alemi ile dolduruyor. Hepsi ayrı ayrı birer hüzün hikayesi aslında… Ve aşık şairlerden maşuklarına kavuşan hiç yok.

Bir şehnaz beste hikayesiyle başlıyoruz okumaya;

“Feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok
Esûs ki gamdan beni âzâd edecek yok
Te’sir-i muhabbetle yıkılmış müteellim
Virane dili bir dahi âbâd edecek yok
Yâ Râb ne için zâr-ı Nigârı şu cihanda
Nâşâd edecek çoksa da dil-şâd edecek yok” Hayal Banu Hatun’un esir düşmesinden, muallimliğine ve şaire olan aşkı ve kavuşamyıp ömürlerinin nihayet bulmasıyla sonlanıyor ilk hikaye..

Kâni Ebubekir Efendi’nin hikayesiyle devam ediyor; “Kırk yıllık Kâni olur mu yani” sözünün neden söylendiğini anlıyoruz, ve buz gibi bir adada biz de donuyoruz…

Ali Ruhi isimli bir şair ile denizler boyunca aşık oluyor, Ertuğrul isimli bir Osmanlı gemisiyle Japonyadan dönerken alabora oluyoruz.

Aşkî İlyas ile gül bahçlelerinde Cemile’ye aşık olup, babamızı kıramayarak Yeniçeri hatta Solak oluyor, Alaman seferinde öldü sanılıp ulufemiz kesiliyor, dönünce kireçle gözlerimiz kör ediliyor da üç kuruşluk ulufemiz için… Başımızda çerağ yakıp sultanın dikkatini çekip maşukumuza kavuşuyoruz. Ne çare kısa sürüyor bahtiyarlığımız…

“bazıları her türlü güzelliğe aşık olurlar,gönüller her vadide dolaşır,her güzelde gözü ve gönlü kalır.
bazıları ulaşmayı arzulasın yada arzulamasın belli bir güzelliğe veya güzele aşık olur.
bazısı da yalnızca ulaşmayı arzuladığı kimseye aşık olur.
bu aşkların dereceleri de birinciden itibaren giderek artar.
her güzele meyledenin sevgisi bölük pörçük ve cılızdır,sabit olamaz.
güzelde seçici davranan ise beşeri manada kendini aşk ile anlamlandırıp aşkın olgunluğuna yürür.
halbuki en bilinçli aşık ulaşmayı arzuladığı kimseyi doğru seçen ve ona ulaşmayı isteyip bu umutla yaşayan aşıktır.”

Son olarak Sâ’di-yi Sirôzi ile yollara düşüyoruz… Sahte mektuplara kanıp Cem Sultan’a yoldaşlık ederken avunuyoruz…Beni en çok etkileyen son iki hikaye idi. İkisi de derin hüzünler hissettirdi… Hele ki Sâdi’ninhazin sonu… Hersekzade’ye beddua bile ettim, kızının ağzından mektup yazdığı için, bir de güldüm ölüp gitmiş adam yıllar önce, daha nasıl belasını dilerim🙂

“bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra…
dilenciden sultana, köleden efendiye
hânım hey!..

sen ki mahabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin,
sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacım kalmadı artık. sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta, ama aşk sayesinde sıhhatteyim. araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her akşam mehtaba bakıyorum, bilesin. “bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?” diyorum ona, hasbıhal ediyorum; “ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır istanbullar sultanı bugün?” diye tekrar soruyorum. “hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?” diye sitem ediyorum bazen… velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlenmeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. sonra tevbeler ediyorum. seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.

arzum, sevincim, umudum, hânım hey,
sensizlik içinde nefes almaya çalışıyor, güneşte zerre, kamerde gurre gibi sana ait kalıyor ve senin için yaşıyorum. ama senden bir haber, bir selam yok… kuşlar uçmuyor mu yurdundan, bir haber gönder, bir söz de ne olur!?..

gülüm, nergisim, nesterenim, güzeller ve güzellikler şahım,
âşık ağlayan olur derler, bağışla bunca cüretsiz sözlerimi… içim sıkılıyor, ruhum mengenelerde… sana ulaşmak istiyorum, yollarım kapalı. seni bulamasam da ararken ölmektir emelim. kader denen hekim perhiz vermiş, gönlüm şeker istiyor. göz senden ayrılınca gönlü ıstırapta bırakmak daha kolay bana. önünce ölemedim madem ardınca ağlayarak mutlu olmanın çarelerini tedariktir artık niyetim…” 

Kitap ayracıma dikkat🙂

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s