Kitap Tanıtımı #21 Söz Yangını

SÖZ YANGINI

Yazar: Senai Demirci

Bir tıp doktoru olan yazarı televizyonlarda Ramazan programlarını sunarken tanıdım ilk. Aslında bir de Yusuf Özkan Özburun’la birlikte yazdıkları bir kitabı okumuştum üniversite yıllarında ama çok ısınamamıştım kendisine. Tv’de rastladıktan sonra, özellikle dini konularda korkutucu değil, sevdirici yaklaşımları, güler yüzü, hoş sohbeti ve sıcak ses tonu eski düşüncelerimi sildi attı.

Bu kitabında gıybetten bahsetmiş kendisi. Bazen öyle zor cümleler kurmuş ki… Zor ilerledim okurken, sebebi cümlelerin her birinde durmam, düşünmem, üzülmem oldu belki de… Hangimiz etmedik ki bilerek ya da bilmeyerek dedikodu? Allah affetsin.

Hucurat suresi 12. ayet beni hep çok etkilemiştir; “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” Dile getirmek şöyle dursun, sadece zandan bile kaçınmamızı istemiş bizden Rabbimiz. Ve birbirimizin kusurlarını araştırıp ortaya dökmemizi istememiş. Belki de biz birbirimizin kusurlarını örtersek, O da bizim günahlarımızı Settar ismi ile örter kim bilir? Hem bu dünyada, hem ahirette…Amin, amin, amin.

Bir de kitabın son bölümünde Allah’ın(C.C) 99  ismi ile kısa kısa bağdaştırarak gıybet hakkında kısa notlar düşülmüş.  Bir nevi dua şeklinde, bir çoğunda amin demekten kendimi alamadım.

İşte o uzun zor cümlelerden kısa bir alıntı;

Ortak arkadaşımızın arkasından konuştuğumu onun arkasından konuştuğumu saklayacağından emin olacak kadar sırdaşım bildiğim diğer arkadaşıma Onun arkasından konuştum ama senin arkandan konuşmam! diyemediğim,
kendimi arkadaşımın yüzüne başka, arkasından başka konuşan bir ikiyüzlülük içinde diğer arkadaşıma sobeleteceğimden utandığım için deme gereğini duymadığım,
diyecek olursam da, benim ikiyüzlülüğümle ister istemez yüzleşerek benim utancımı gidermeye çalışma utancından arkadaşımı koruyamayacağımı düşünerek utandığım,
utanmasam bile, onu ben senin arkandan da konuşabilirim şüphesine itmekten korkarak ister istemez dudaklarımı kilitlediğim,
konuşsam bile, ondaki burada olmayan o değil de ben olsaydım, sen onunla da benim arkamdan konuşurdun! beklentisini önleyemediğim,
önleyemediğimi bildiğim için de iyice susarak katıldığım/katkıda bulunduğum
o tuhaf sessizliği dağıtmak için dilimden hiçbir şey gelmiyor…

Zorba bir sözleşme olarak aramıza konulmuş bu yakıcı sessizliğe boyun büküyoruz, birlikte razı oluyoruz. Bu zoraki sessizliğin tıslaması içimize doğru ilerledikçe, sahiciliğimizi yakan közler kızışıyor, seslerimizin hepsini sahte kılan sinsi yangın harlanıyor.

Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşulabilir biliyor kendini. Herkes kardeşinin arkasından konuşmayı hak ettiğini düşünüyor. Herkes kardeşi tarafından arkasından konuşabilir diye bilindiğini biliyor. Herkes kardeşinin arkasından konuşabileceğini kardeşine bildirmiş gibi ses çıkarmıyor arkadan konuşabilir sanılmasına. Arkadan konuşabilir sanılanlar konuşmayacağız! demekten utanıyor. Arkasından konuşulacağını sananlar konuşmayın! demeye tenezzül etmiyor.
Belki de kimse konuşmuyor.

Öyleyse kim konuşuyor konuşmayanların yerine? Kim konuşuyor konuşmayanlar konuştu diye? Kim attı bu közü sözümüzün arasına? Kim körüklüyor bu sinsi yangını?
Sözleriyle bizi (haklı/haksız) hayli hırpaladıktan sonra arkasını dönüp giden arkadaşıma, ayrılırken, yine de senin arkandan konuşmayacağız! diyemiyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimi aklına getirmekten korkuyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşabileceğimin zaten aklında olduğunu öğrenmekten çekiniyorum. Diyemiyorum, çünkü arkasından konuşmayacak kadar erdemli olabileceğime inanmadığını da açık edip, arkandan konuşmayacağım diyerek arkasından konuşabilecek kadar yalancı olduğumu sandığını da itiraf etmesinden korkuyorum. Diyemem, çünkü benim kendisi hakkında, arkasından konuşacağımı zannedecek kadar hakkımda kötü zan sahibi olduğumu bilmesinden korkuyorum. Ona arkamdan konuşulmaz nasılsa… demekten, beni de arkasından konuşmayacağımdan emin nasılsa… diye bir şey demek zorunda hissetmemekten yoksun bırakan dedikodu medeniyetini işte böyle zor cümleler kurarak lanetliyorum. İkimiz de mağduruz.
Kim susturdu beni, onu ve seni? Kim? “

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça, Uncategorized içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s