Kitap Tanıtımı #14 Elif Şafak Pinhan

pinhan

PİNHAN

Yazar: Elif Şafak

Yazar, ilk romanı olan bu kitap ile 1998 yılı Mevlana Büyük Ödülünü almıştır. Mistik ve masalsı bir anlatımı vardır. Doğuştan iki bedene ve iki ruha sahip bir haylaz çocuğun elma çalmak için girdiği Dürri baba türbesinin bahçesinde başlayan hayatı ve cinsel kimliğini arayışı anlatılır.  Dürri Baba’nın şu sözlerini çok beğenmiştim okurken;

“Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.”

Dürri Baba’nın sayesinde bu çocuğun yeni ismi Pinhan olur.  Pinhan ki gizli manasına gelir… Pinhan ta İstanbul’a kendini bulmaya yollara düşer.

“Ben dostumu gökte ararken yerde buldum pinhan. Lâkin bulur bulmaz da yitirdim. Senin yüreğine gurbet düşmüş bir kere, kavli karar etmişsin göçmeye. Gönlün o yöne akmış pinhan, elden ne gelir. Sana verebileceğim topu topu iki hediyem var sadece. Birisi kulağına küpe olsun diye. Her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket sakın ola kendinden utanma. Vücudun şehrine gir pinhan; onu seyreyle. Hem de doya doya seyreyle. Biz nefsimizi silmekten değil, bilmekten yanayız; unutma. Birinci hediyem budur sana….”

İstanbul’da kendi gibi iki başlı bir mahalle bulur. Dört kapısından dört rüzgar giren bu mahallenin eski adı Akrep Arif yeni adı ise Nakş-ı Nigardır. Fakat bu iki isim birbirlerini hiç sevmezler de. Bir bayram sabahı başlayan kavgalarını sadece ve sadece mahallenin kendileri gibi ikibaşlı olan Pinhan bitirebilirdi. Giriştiği bu savaşın sonunda Pinhan vücudunda yolculuğa çıkar; kendi içindeki insanlarla savaşır, yıllardır yakasından düşmeyen bu utancı içindeki herkese gösterir ve kendini bulur.

“öyle ise/ köprü dediğin sahte/ bir ayağı orada/ bir ayağı burada/ iki ayrı isim taşır/ iki tarafında/ helak eder kendini/ ikibaşlılığını saklayabilmek için/ gerim gerim gerilirken derisi/ çatır çatır ederken kemikleri/ birer birer dökülsün daha iyi/ taştan etleri/ varsın/ köprü yıkılsın/ ne geçmişte/ ne gelecekte/ hemen şu an yıkılsın/ bir ismi/ öteki isme/ bağlamak yerine/ tez elden/ suya karışsın/ varsın/ köprü dediğin/ su olsun…

dağ, tepe/ bayır, ova/ su ve toprak/ ateş ve hava/ senin kokunla yoğrulmuş/ buram buram sen kokmakta/ her nefeste/ her iç çekişte/ ve her özlemde/ seni/ sade seni/ soluyorum/ senin karşında utanmaktan değil/ seni utandırmaktan/ korkuyorum/ öyle sapa bir yola/ soktun ki/ beni/ öyle bir yolda rehberlik ettin ki/ hep ışığı görmemek için/ görüp de/ gün ortasında çırılçıplak kalmamak için/ yalvardım durdum/ en nihayetinde/ dönüp dolaşıp vardığım yerde/ senden/ bir senden/ uzak düştüm/ ayrı düştüm/ belki de ilk kez/ o zaman bölündüm…

bugün sana nazım geçmedi.
yazık ki bu demde sana nazım geçmedi.

de bana, vuslatımıza daha çok var mı?

hani halkanın ucunda/ kavuşacaktım sana/ hani bir iken ayrı düşmüştük/ ve çok iken bir olacaktık sonunda/ çoktan razı idim oysa/ razı idim gecenin matemine/ karanlığı fırsat bilene/ ve korkaklığıma/ ve karabasanlarıma/ oyun oynar gibi yaşar giderdim/ kuş avlardım/ kuşları deli gibi kıskanırdım ya/ bırakmadın/ bırakmadın ki kendimden kaçayım/ koyvermedin/ koyvermedin ki sürsün bu devran

döndü halka/döndü olanca hızıyla/ toprak ki siyah bir halka idi/ ve geceye saklanırdı bazen/ tuttu su ile karıştı/ su ki sarı bir halka idi/ rengiyle dalaşırdı bazen/ tuttu toprağı kucakladı/ eğildim suya baktım/ suda kendimi gördüm/ kendimi sen sandım/ sarılmak için atıldım/ köprüye hıncım yalan imiş/ onu yıkarken suya karışan/ ben oldum

balçıktan çıktım ben/ balçıktan yoğurdum kendimi/ içerdeki dışa taştı/ dıştaki içe çekildi/ görünen görünmeyene sataştı/ görünmeyen görünene diş biledi/ siyah halka/ sarı halka ile yer değiştirdi/ çekildim bir köşeye/ sessiz sedasız/ baktım olan bitene/ seni gördüm kaderimde/ ebrunun halkalarını saydım/ tastamam dört etti/ halkalardaki kıvrımları hesapladım/ tastamam senin ismin etti/ isminin yanına beni de kazı dedim/ boyalar isyan etti

bir de baktım ki/ ben ben değilim artık/ suretim başka bir suret/ ismim bir başkasının ismi/ gönlüm ne yöne akar/ ben ne yöne/ verdiğin emaneti yitirdim yollarda/ hata ettim/ kusur ettim/ affola…

isimler ki büyülüdür/ sade büyülü mü/ isimler hem de büyücüdür/ sanmam ki çıkmış olsun hatırından/ ismini “fasl-ı hazan” koyalım/ söndüğü yerde aradığını bulasın/ lakin fasl-ı hazan demek/ fasl-ı hüzün demek/ söndüğü yerde/ sana kavuşmam gerek/ onun söndüğü yerde/ benim tutuşmam gerek…”

Anlatmaya zorlandığım konusunu daha ilk romanında cesaretle işleyişiyle, büyüleyici cümleleriyle, osmanlıca kelimelerin bolluğuyla bir kez daha kendine hayran bıraktın Elif Şafak… Yalnız ilk kitabını en son okudum ve okumadığım bir kitabın kalmadı…Şimdi yeni bir kitap çıkarmanı sabırsızlıkla bekleyeceğim…

Ve mezar taşı…

“”periden güzel huriden müstesna
sebeb-i enva-i bela türlü cefa
tam üç tane ismin var iken,
sonuncusu canfeza
yedi düvel çehrene müptela
ben garip aşık-ı şeyda iken
terk-i can etmen reva mı bana
müsterih ol sırrını vermem ağyara
sırrın da senle beraber karıştı toprağa

bi-vefa, bi-vefa, bi-vefa”

Reklamlar

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. https://zehrasunay.wordpress.com
Bu yazı Okudukça içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Kitap Tanıtımı #14 Elif Şafak Pinhan

  1. Kubi$ dedi ki:

    Senin tavsiyen üzerine Araf’ı okudum; ama ne bilim sevmedim galiba.. Pattt diye bitti.. Çok durağan geldi okurken de.. Sanırım Aşk’ın ardından okuyunca öyle hissettim.. Şimdi Pinhan’ı mı okusam acaba 🙂

  2. zehrasunay dedi ki:

    Hayır önce Bit Palas’ı oku 🙂

  3. biri dedi ki:

    ben aşk’ı okudum ilk pinhan ya da mahrem arası kararsızım..hangisini tavsiye edersiniz?

  4. zehrasunay dedi ki:

    Mahrem… ama başlarda biraz sıkıcı gelebilir

  5. hasan dedi ki:

    merhabalar pinhan hakkında fikirlerimizi paylaşalım istiyorum

  6. hasan dedi ki:

    burda konu örgüsü o kadar da basit değil gibi geldi.dört kapılıı mahalle ve orda tasvirleri yapılan herşey sanki pinhanın iç aleminin anlatımı tasviri gibi geldi.acaba yanılıyor muyum.tam olarak kitabı çözemedim

Siz de bir şeyler yazmaz mısınız?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s