Author Archives: zehrasunay

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve iki kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. http://zehrasunay.wordpress.com

Kendine Acımak

Mustafa Ulusoy’un şöyle bir yazısı ile karşılaştı(rıldı)m. Öyle güzel ki burada da bulunsun… Belki okur siz de seversiniz… Ramazan’da son 10 bu arada…
image
Görseldeki gül Konya Meram’da açmış, eşim tarafından fotoğraflanmış…Ne muhteşem yaratılmış değil mi? Sarı gül…

*****
Suratını asma kaderine.
Gülümse.

Nedir ki seni zavallı yapan? Günlerdir, haftalardır, aylardır, kim bilir yıllardır bir kendine acımadır tutturmuş gidiyorsun. Ayağına taş değse, ah vah etmek, kendine acımak için hazır bekliyorsun.

İstediğin bazı şeylerin olmaması mı yürüdüğün yolları sarp, soluduğun havayı keskin yapan? Nereden biliyorsun neyin şer, neyin hayır olduğunu? Nasıl bu kadar eminsin? Kendini arıyorsun, ama yanlış yerde. İçinde kendini yitirip gittiğin yol başka bir yönde.

Ah vah ettiğinde, sızım sızım sızlanıp şikâyet üzerine şikâyet sıraladığında, dur. Ve bak.

Ayaklarına bak mesela. Ayaklarının nasırına bak. Yürütüldüğün yolların izlerini gör nasırların çizgilerinde. Yüzüne bak. Bir kedinin gözlerine bak. Bir yağmur damlasına bak alnına düşüp yüzünden süzülen. Gözlerini alan güneşe bak. Sabah uyanınca aynada kendine bak.

Bir sabah uyanınca aynada kendine bak; hakkının kendini bir zavallı olarak görmek olmadığını, yapmak gereken tek bir şey olduğunu düşün. Sonra da kullan o tek hakkını, sonsuz şükret.

Olmadı, içine bak.

Hüzünlerine bak mesela. Acılarına bak. Bak ki, içine yer etmiş bin bir çeşit duygunun sana dert değil derman olduğunu gör.

Verilen her nimet sınav olduğu gibi verilmeyenlerin de bir sınav olduğunu bir kere daha hatırla.

Her ne yaşadıysan veya yaşıyorsan; bil ki, onlar seni ebediyete götürecek yolu döşeyen taşlardır.

Evlendin, çocuğun mu olmadı? Çocuğun oldu, erkek mi olmadı? Erkek oldu, otistik mi oldu? Hiç mi evlenemedin? Baban bir kere bile sarılmadı mı sana? Annenin yüzünü bir kere bile görmedin mi? Baban çekip gitti mi ardına bile bakmadan? Çocukken başına istenmeyen şeyler mi geldi?

Yine acıma kendine.

Her ne yaşamış olursan ol, kendini zavallı biriymiş gibi görüp kendine ihanet etme.

Hayatım yanmış bir sayfa diyerekten, için için ağlarken, inlerken duyguların; yara almadan gitmek mi istersin dünyadan?

Hayatın hüznünü yenmeden nereye?

Ne eksiğin var Allah aşkına? Sana verilmeyen hangi şey, sana bahşedilmiş hayattan daha büyüktür?

Ağlıyorsun. Kendine. Kendi kendine.

Daha ne istiyorsun sabah güneşi gizlice sızarken odana?

Daha ne istersin? O’nu tanıyorsun.

Daha ne istiyorsun? Ebedi bir hayata namzetsin.

Daha ne isteriz ki? Öleceğiz ve ebedi hayatın kapısını çalacağız eninde sonunda.

Baksana, bir bardak su verdin annene. Bir başkasının kapısını çaldın. Sızlanacak ne var? İhanet edecek ne var kendine.

Neden mahrum kaldıysan, kaderindir senin o.

Nefsinin seni bir zavallı gösterme oyununa kanma.

Ne diyor şair Jean-Theodore Brutsch biliyor musun? “Kahraman olman/Savaşa soyunmak değildir nefretle…/Kahraman olmak/Sürüklemek değildir açgözlü yığınları/Görkemli ölümlere…/Kahraman olmak/Gülümsemesini/Ve umudunu korumasını bilmektir/Hüzünlerin, düş kırıklıklarının/Ve güç koşulların o tedirgin saatlerinde…/Bunu namus sözü edinmektir!”

Kahraman ol.

Kaderine gülümse.

Kahraman ol.

Her ne yaşarsan yaşa, kendine acıma.

Kaynak: http://mobil.zaman.com.tr/mustafa-ulusoy/kendine-acimak_1190139.html

2 Yorum

Filed under İzdüşüm

Kitap Tanıtımı #95 Yoksulluk İçimizde

yoksullukicimizde

Yoksulluk İçimizde

Yazar: Mustafa Kutlu

Yine bir “İyi ki Mustafa Kutlu var ve iyi ki bol bol yazıyor.” cümlesini kurmama vesile olan bir Mustafa Kutlu eseri ile karşınızdayım. İnsan bu adı üstünde mütemadiyen nisyanda… İnsan zaman zaman böyle yazarların bu tarz kitaplarını okumalı ki; nefes alsın, hatırlasın unuttuklarını…

İlk baskısını Şubat 1981’de yapmış Yoksulluk İçimizde; henüz ben 17 aylıkmışım, bunu düşünmek ilginç geliyor. Ben ondan iyi ki yazıyor diye bahsederken o bütün bunları belki ben henüz dünya üzerinde var edilmeden evvel kurguladı kafasında. Ama hala yaşıyor ve yazıyor; Allah uzun ömürler versin… Diğer kiapları gibi Dergâh Yayınları’ndan çıkan kitabı 104 sayfadan oluşuyor. Bu mübarek günlerde bir solukta okunacak güzellikte olmasına rağmen üzerinde uzun uzun düşünülecek noktaların çok olması nedeniyle muhtemelen biraz daha uzun soluklu bir okuma serüvenine neden olacaktır; ki eğer okursanız…

Hikaye levhalardan oluşuyor, toplamda 13 levha(bölüm) var. İkinci levha yani ; “Ahlak Dersi” levhası Ataullah İskenderî’nin Hikem-i Ataiye’sinden ilham ile yazılmış. Bu bölüm hayatta düstur edinilebilecek, dönülüp dönülüp tekrar okunabilecek cümlelerden oluşuyor. Mesela; “Dünya sûretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar? Husura girmeden önce tevbe sularında yıkan.”, “Eşyadan eşyaya seyahat edip durma. Kendine uzaktan bakmayı öğren. Bir dolap beygirine benziyorsun. Öyle ahmak, öyle hüzün verici.”, “Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terk e mâni olan ne ?”, “Ölüme ağlama. Kalbe bak. Hata ve isyan ile pişman, ibadet ve taat ile neşveli değilsen zaten ölüsün.”

Kitaptaki hikaye konu olarak çok sıradan görünebilir; Süheyla ve Engin’in henüz yeni nihayete eren ilişkilerinin ardından Süheyla’nın hayatının rotasını değiştirmesi üzerine kurgulanmış. Süheyla karakteri ne kadar saf ve temiz resmedilmiş ise Engin karakteri özünde iyi ise de; bir o kadar hırs içerisinde resmedilmiş. Yoksul bir çocukluk dönemi geçiren zengin olmayı kafasına takmış ve bu hayal için Süheyla’nın duygularını hiçe sayan, inciten bir Engin. Günümüzde de öyle değil mi çokça? İnsanlar, bilhassa da kadınlar evlenecekleri erkeği zenginliği ile tartmıyorlar mı? Hatta evli ve zengin erkeklerin akıllarını çelmeye bile çalışmıyorlar mı? Allah muhafaza… Mal/mülk, rahat bir yaşam hırsıyla dolmuşuz. Ezelden beri böyle gelmiş böyle gider.

Bizim hikayemizde de Engin böyle işte; “Neden ben de dünya nimetlerinden en üst seviyede faydalanmayayım?” görüşüne sahip. Gözünü hırs bürümüş, Süheyla ise farklı hele Engin ile koptuktan sonra, ondan vazgeçtikten sonra iyiden iyiye farklılaşıyor. Kitapta bu noktada bir ayet-i kerime paylaşılmış; Al-i İmran 92. ayet: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe siz, birr’e eremezsiniz mamafîh her ne infak eyleseniz  Allah onu bilir.”,  “Sevdiğiniz şeyler…”

Süheyla infak ettikçe; sevdiği şeylerden bir bir vazgeçtikçe, Engin’den de vazgeçtikçe hatta, daha da enginlere yelken açıyor, yoksullaştıkça içinin nasıl zenginleştiği görülüyor. Engin ise para hırsı ile zenginleştikçe ve o modern toplumun rahat yaşam ile ifade ettiği standartlara sahip oldukça içsel olarak yoksullaşıyor.

Diğer kitaplarında olduğu gibi güzel bir son ile noktalanmış Yoksulluk İçimizde de. Nur kitabındaki gibi bir hâl bırakıyor okurun üzerinde. Ben her iki kitabı da ağlayarak noktaladım.

Bu arada kitapla ilgili bir şeyler yazarken şöyle bir araştırdım da; beni şoke eden bir haberle karşılaştım. Eğitim-İş Trabzon şubesi bu kitap hakkında çocuklar için zararlı raporu tutturmuş 2009 yılında. Bu habere ancak “Pes!” denilebilir. Rahatsız oldukları noktaları da alıntılamışlar üstelik. Yazık okuduklarını anlayamayan, yorumlayamayan bir grup öğretmen… Üzüldüm ki bu bir grup öğretmen çocukları eğitecek, dahası fikren en özgürlükçü(!) olduğunu savunan sendikanın bunu yapması; 2009 yılında kitaplara “zararlı” yaftasını vurması… Cidden ironik. Bu konu ile ilgili haber de şurada.

Kitap Ebû Talha ve Ümmü Süleym(Rumeysa)’in evlilik hikayeleri ile noktalanıyor. Kitaptan bir kaç alıntı ile ben de yazımı noktalayayım. Vel hasıl-ı kelam; okuyunuz ve hatta okutunuz!

“Hayatın “indirimli satışlardan” bir süveter almaktan öte manaları olduğunu nereden bilecek. Sahi hayatın bu sıcaktan cıvımış asfaltlarda benzin kuyruğuna dadanmış arabalardan başka manası yok mu? Yani ona bir deniz veya bir göl kenarında, müzik, yemek ve yataktan başka verebileceği bir şeyi. sanat eserlerinin bile giderek bu ortama fon teşkil etmeye çabaladığını, hatta tarih boyunca bunun böyle olduğunu ve dünyanın bütün ünlü randevu evlerinin, otellerinin deniz veya göl kenarında inşa edildiğini anlatacak. Çoğu kez “burada hayat yok” der geçeriz. Süheyla işte söylüyorum hayat bir imtihandır.”sf.27

“Ona bir kapı, bir pencere açmalıyım. Ne çocukluğunda ne etrafında yani mahallesinde, okulunda, kentinde sonra işinde arkadaşlarında görmediği öğrenmediği bir ufuk. Benliğini kuşatan o yapış yapış hâleyi bir yerinden delmeliyim. İşin, elbisenin, yemenin, içmenin, ağaçların, yolların, annesinin, rahmetli babasının, Enginlerin bir başka muhtevaya bürüneceği, rüyaların bile değişeceği kara-kuru ancak fevkalade zengin kızların durup dururken tercih edilemeyeceği bir dünyanın penceresini. ” Sf.29

Ve son alarak insanın boğazını düğüm düğüm eden Süheyla’nın Engin’e seslenişi;

“Engin, Heyyy… Yoksul ve temiz çocuk, sana sesleniyorum………”, “Kazandığın her şeyden vazgeç. Bırak onları.”, “Tevbe et.”. “Hayatımızı birleştiririz……. Harama batmamış bir beldeye, hicret ederiz.” Sf.70

Ps. Görseldeki çiçeğimi çok seviyorum… Ne güzel yaratılmış değil mi?

 

 

 

3 Yorum

Filed under Okudukça

Kitap Tanıtımı #94 Aynalar Koridorunda Aşk

Aynalar Koridorunda Aşk

Aynalar Koridorunda Aşk

Yazar: Mustafa Ulusoy

Hani “Bir kitap okudum hayatım değişti.” derler ya; bu kitabı okuduğunuzda hayatınıza bakış açınızın değişmesi çok büyük bir olasılık. Bütün kitap yazılarında en sona yazdığım cümleyi bu kitapta en başa yazabilirim ki; kesinlikle tavsiye ederim, okuyunuz efendim.

Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan güzel insan Arzu Fatma Doğan oldu. Ummadığım bir anda yolladığı güzel hediyelerin içerisinde bu kitap da vardı; hem de yazarı tarafından adıma imzalanmış olarak…

Kitap “İnsanın Temel Acıları Üçlemesi” serisinin ilk kitabı olarak Kapı Yayınları’ndan çıkmış ve toplam 321 sayfa. Serinin ikinci kitabı olan “Giderken Bana Bir Şeyler Söyle” yazılmış, üçüncü kitap ise yazım aşamasındaymış. Bu noktada şunu belirtmeliyim ki, kitap içerisinde yazım hataları mevcut maalesef; özellikle de yinelenen kelimeler var, belki bir sonraki basımda kontrol edilip düzeltilir.

Mustafa Ulusoy, aslında bir psikiyatrist. Kitap da Dr. Mavi ile Kırmızı isimli bir kızın terapi seanslarında konuşmaları ekseninde ilerliyor. Bir de Beyaz, Gri ve Sarı isimli karakterler var. Bu karakter isimlerinin renk isimlerinden seçilmesinin de bir sebebi olmalı kanaatimce. Çünkü kişilik özellikleri olarak isimlerini aldıkları renklerin özelliklerini yansıtmışlar.

Arka kapakta bir kaç cümle var; “Bir başkasının dünyasında var olma çabası, bir çift göz bebeğinde yansıma arzusu, bizi nerelere sürükler?”, ” Elimizi tutacak bir el arıyoruz ümitsizce, o el bizi ne kadar taşıyabilir?”. İşte insanın bu büyük sorununu mercek altına almayı amaçlamış Mustafa Ulusoy ve ayna felsefesi ile bence çözümü de sunmuş. Ayna felsefesinden burada bahsetmek istemiyorum, bence okuyup görmelisiniz.

“Narsistleşmiş benlik” kavramı uzun uzun örneklendirilerek anlatılmış kitapta. Bence günümüzde bir çok kişinin en büyük sorunu da bu. Özellikle sosyal medyada, arkadaşlarımın ve hatta lise öğrencilerimin “aşk/ayrılık acısı” içeren paylaşımlarını gördükçe üzülmeye başladım bu kitabı okuyunca. Keşke okusalar dedim; ilişkilere ve hatta kendi benliklerine bakış açıları değişse…  Değersiz hissetmeseler kendilerini, sevilmedikleri düşüncesi ile kıvranıp durmasalar…

Yazar; “Aşk insana yetmez.” diyor ve açıklıyor;

“Varoluşçu psikoterapi ekolünden gelen terapistler, anlamsızlık, ölüm, yalnızlık ve seçme özgürlüğünün insanın en temel varoluşsal sorunları olduğunu ifade ediyorlar. Ben ise, bunlara katılmakla birlikte, insanı en çok inciten, ruhunu daraltan temel acının insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim.Aaşk da işte tam burada devreye giriyor. Kişiler kendilerini değerli hissetmek için zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı bir kurtarıcı olarak görüyorlar. İlginç şekilde, bir kurtarıcı gibi sarınılan aşk, kendisinden bekleneni veremediğinden ve kesinlikle de veremeyeceğinden, temel bir insanî acıya dönüşüyor. Özellikle terk edilen insanlar, ya da aşklarına karşılık bulamayanlar, veyahut kendilerine kimsenin âşık olmadığına inanan insanlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyorlar. Bu yüzden, bu kitabın temel vurgularından biri aşkın insan için bir kurtarıcı olamayacağıdır. ne aşk insana yetiyor; ne de insan aşka.
Aşk insanî bir durum. Ve aşk iradî bir yaşantı değil. Bir de bakıyorsunuz ki, âşık oluyorsunuz. Kanaatimce, aşk insanın sevilmek ve değerli olmak istediğini, bu yönde büyük bir ihtiyacı olduğunu anlaması için yaratıcı tarafından verilmiş insanî bir yaşantı. Her aşk düş kırıklığı ile biter. Burada sanki, âşık olunca insandan beklenen, aşkın kaldıramayacağı kadar sevilme ve değerli hissetmeye insanın ihtiyacı olduğunu anlaması ve bunun yolunu aramasıdır. Ama eğer aşka varoluşsal bir anlam yüklenirse, insan kendisini mutlak değerli hissetmesini aşka bağlarsa, işte o zaman aşk sadece bir yanılgı ve düş kırıklığıdır.”

Kitapta muhakkak hayatınızdan kesitlere rastlayacaksınız. Alıntılanması gereken çok fazla cümle var, ben bir kaç tanesini buraya aktaracağım. Benim için başucu kitabı formatında bir eser, muhakkak dönüp dönüp okuyacağım…

“Bir insanla kurduğumuz ilişkide -ki bu eş, arkadaş, erkek arkadaş, baba, anne vs. olabilir ama bu durum en çok karşı cinsle olan ilişkilerde belirgindir- onun aynasındaki görüntülerimizin birer görüntü değil bizatihi kendimiz olduğunu sandığımızda, kendimizi tümüyle o aynadaki görüntüyle tanımlarız. Oysa aynadaki görüntümüzü sadece bizim varoluş halimiz değil, üzerinde yansıdığımız aynanın özellikleri de belirler. Aynalar dışbükey ve içbükey hale getirildiğinde yansımaların biçimi değişebilir. İlişki içinde olduğumuz kişi de, her zaman bizi olduğumuz gibi yansıtmaz. Özellikle, bizi olduğumuzdan daha küçük, daha değersiz yansıttığında, biz de gördüğümüz şeyin bir görüntü olduğunu unutup onu varoluşumuzun bizatihi kendisi zannettiğimizde bağımlı bir ilişki ortaya çıkar. Onun aynasından yansıyacak ‘değerli kendimizi’ görmek için çılgınca çaba sarf eder, kendimiz olmayan davranışlar içine gireriz. ” Sf. 272

“İnsanlara hayır diyemememin nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Hayır dediğimde onların aynasında gördüğüm aslında görüntü olan ama beni, ‘kendim’le özdeşleştirdiğim yansımalarımın ortadan kaybolacağından; beni değerli, sevilen bir kişi olarak göstermeyeceklerinden korkmam.” Sf. 273

“Şunu da eklemeliyim: İnsanlar onlar tarafından sevilme çabamızı bir kere fark ettiklerinde, kendi ellerinde inanılmaz bir güç hissedebiliyorlar. Varoluşumuzu onların aynalarında yansıttıkları şeyle özdeşleştirdiğimizi anladıklarında daha da cimrileşiyor, bizimle oynamaya başlayabiliyorlar. Yani bağımsızlığımızdan yararlanabiliyorlar.” Sf.273

“Algılanma ihtiyacı görsel bir olay değildir. Birinin varlığının başkası tarafından onaylanması veya desteklenmesi, bütün varlığının tanınmasından ibaret olan genel ihtiyacını, yani değerli ve sevilen biri olduğunun ve orada bir yerde var olduğunun bilinmesi ihtiyacını kapsar.” Sf. 34

“İnsan diğer canlılardan farklı olarak belleğindeki anıları yeniden ve yeniden sorgulayabiliyor, farklı baglantılarla yeni anlamlar yükleyebiliyor.

İnsanın kendisini değiştirmesinin bir yolu da budur; zihnindeki imgelerin anlamını değiştirmektir.”Sf. 22

“O hayatıma girmeden önce beni bana gösterecek bir aynam yoktu. Bana ‘Sen değerlisin’ diyecek biri yoktu. Aynam yoktu ve ben bir hiçtim.”Sf. 221

“Yıldızlar gece çıkıyor. Yıldızları görmek isteyen insan geceye razı olmalı. Hayatının yıldızlarına ulaşmak istiyrsan, içindeki geceye razı olmalısın.” Sf. 318

Ve kitap son söz yerine iki ayet ile noktalanıyor;

“Ben size yetmez miyim?” Kur’an, 39;36

“…De ki: Allah bana yeter” Kur’an, 39;38

 

 

 
PS. : Görseldeki aynalar kızımın koleksiyonundan, kedili olan özellikle kapalı;)

7 Yorum

Filed under Okudukça

Cem Karaca – Allah Yar

Dervişanız hak dost deriz
Dervişanız dervişan
Allah yar yar
Bu can emanet bu bedene
Sonunda sararlar kefene
Allah yar yar
Yol bir akıl bir
Bak da görebil

Sev korkma sakın
Rab sana yakın
Allah yar yar
Üç var yedi var
Oniki var kırk var
Altı bin altıyüzaltmışaltı inen var
Allah yar yar

Yorum bırakın

Filed under Müzik

Kitap Tanıtımı #93 Dönüşüm (Metamorphosis)

kafkadonusum

 

Dönüşüm, ilk olarak 1915 yılında yayımlanmış Franz Kafka uzun öyküsüdür. Aslında uzun zaman olmuştu Dönüşüm’ü okuyalı ama buraya yazmamıştım. Dün Nazlı Ilıcak’ın köşesinde Kafka’dan “Ünlü Fransız yazar”, böcekten de örümcek olarak bahsetme gafını okuduktan sonra yazmaya karar verdim.  :D Yaşlı başlı kadın gerçi, çok görmemek gerek kafası karışmış da olabilir :D

Dönüşüm’ü yeni okuluma atandığım ilk dönem okumuştum, ilçe kütüphanesinden alarak… Kütüphane demişken, içerisinde çok az sayıda kitap olsa da; ilçemizdeki Halil Nuri Bey Halk Kütüphanesi bina olarak çok şirin. Tarihi yapıları hep sevmişimdir, içerisindeki sessizlik ve serinlik itibarıyla da insana huzur veren cinsten, zaten mis gibi de kitap kokuyor :)

5984720

 

Kitap yaklaşık 60 sayfa kadardı. (Şu an iade etmiş olmamdan ötürü tam rakam veremiyorum :) ) Yani 1-2 günde okunacak seviyede. İlk cümleden itibaren direkt konuya girilmiş. Konu ise bir çoğumuzun bildiği üzere Gregor Samsa isimli karakterin bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş olarak bulması ve ardından yaşadıkları.

Gregor Samsa, babası tarafından kendi borçları için sevmediği işi yapmak zorunda bırakılan bir karakter. kitap önsözünde de değinildiği üzere Kafka kendi babası tarafından aşağılanan bir insanmış ve bu kitabında da babasına karşı hissettiği duyguları yansıtmış. Hatta babası kendisini, yazarlığının para kazanma noktasında bir işe yaramaması nedeniyle, ailenin sırtında bir parazit olarak değerlendiriyormuş. Bunu da Kafka’nın babasına yazdığı mektuplardan anlayabiliyormuşuz.

Kitap üç bölümde değerlendirilebilir. İlk bölüm Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi ile birlikte işinden, bir an önce işe yetişme kaygılarından, patronundan bahsettiği bölüm, ikinci bölüm, aile yapısını anlattığı anne-baba ve kızkardeş Grete’in  Gregor Samsa böceğine karşı ittifak içerisine girdikleri bölüm, üçüncü bölüm ise böceğin kendi içine dönmesi, kabuğuna çekilmesi, tekrar insana dönme umudunu tüketmesi olarak değerlendirilebilir.

Gregor Samsa böceğe dönüştükten sonra kız kardeşi Grete tarafından şefkat görür, ailede ona yardım eden, bakımını yiyeceğini sağlayan tek kişi Grete’dir. Fakat zamanla Grete de ondan tiksinmeye başlar. Anne ve babası gibi ondan kurtulmak ister. Bence bu noktadan bakıldığında öyküde esas dönüşen karakter Grete’dir.
image

Uzun uzadıya yazmaya da gerek yok aslında, nonlarca değerlendirme yapılmıştır Dönüşüm hakkında. Neticede, insanın kendine yabancılaşması, aile tarafından ekonomik olarak sömürülme, baba otoritesi gibi konular tasvirlerle mükemmel işlenmiş diyebiliriz.

 

2 Yorum

Filed under Okudukça

Yıldız Tozu & Stardust

stardustYıldız Tozu; 2007 yapımı, IMDB puanı 7,8 puan olan ve Neil Gaiman’ın aynı adlı romanından uyarlanmış bir fantastik-komedi-romantik-macera filmi. Çok eğlenceli ve tatlı bir konusu var. Aile ile birlikte rahatlıkla izlenecek cinsten; yani şiddet ve cinsellik içeren sahneleri yok.

Ben normalde fantastik filmleri sevmem, konu ne kadar gerçeğe uzak ise film de bana o kadar uzak gelir. Ama bu öyle değil.  :) Konu şöyle; Duvar isimli bir köyde yaşayan Tristian, sevdiği kadının kalbini kazanmak için bir yıldızı getirmeye söz verir. Yıldız dediysek bu bir kadın birden gökyüzünden yer yüzüne düşer. :)

10stardust-600

Yıldız yani Yvene(Sienna Miller) sevilip şımartıldıkça parıldayan bir kadındır. Hangimiz gerçekte de öyle değiliz ki? :)

stardust-1

Bir de ölümsüzlük ve gençlik peşinde cadılar :) Esasında bu kadınlar çok güzel özellikle de ortadaki. (Michelle Pfeiffer)

starlilim

Filmde çok eğlenceli bölümlerden biri prenslerin ölüp ruh halinde birbirleri ile muhabbet ettikleri kısımlar. Ve Bizim ikilinin gemisinde seyehat ettikleri kaptan Sheakspare(bu kelime böyle mi yazılıyordu ki ;) ) halleri. Kaptanı oynayan oyuncu Robert De Niro. Adam hangi role girerse girsin müthiş. :D :D Aklıma geldikçe gülüyorum…

tumblr_mpbwenMaLV1rknv2lo1_500

Eminim televizyonda da defalarca verilmiştir.  Ama izlemediyseniz ve eğlenceli bir-iki saat geçirmek istiyorsanız izleyin. :)

 

 

1 Yorum

Filed under İzledikçe

Umut Işığım – Silver Linings Playbook

image Sanırım eşimle tatil moduna girdik ki film izleme oranımızı artırdık. :) David Russel’ın yönettiği,2012 yapımı, senaryosunun Matthew Quick’in aynı adlı romanından uyarlandığı bir film Umut Işığım. İmdb’den 7,9 puan alan filmin tüm oyuncular Oscar adayı olmuş ve Jennifer Lowrence en iyi kadın oyuncu ödülünü almış.(Bu kadını Açlık Oyunları’nda Katnis rolü ile hatırlıyorum fakat bu filmdeki performansı harikaydı) image Pat(Bredly Cooper) bir edebiyat öğretmeni iken hayatının şokunu yaşar; düğün müziklerinin yankılandığı kendi evinde karısını başka bir erkekle bulur. Ardından adamı öldüresiye döver ve mahkeme kararı ile 8 ay terapi merkezinde kalarak öfke kontrolünü öğrenmesi amaçlanır. 8 ay sonunda annesi onu hastaneden alıp evlerine getirir ve babası(Robert De Niro) ile görürler ki Pat’in bipolar davranış bozukluğu aynen devam etmektedir. Pat hayatının merkezine karısını koyup, onun istediği özelliklerde bir erkek olmayı takıntı haline getirmiştir. Bir arkadaş yemeği esnasında Tiffany(Jennifer Lawrence)ile tanışır. Tiffany de yakın zamanda eşini kaybetmiş ve aynı psikolojik sorunla yaşamaya devam etmektedir. image Pat, Tiffany ile birlikte karısının gözüne girebilmek için bir dans yarışmasına katılmaya karar verir ve farkında olmadan normalleşmeye başlar. Romantik komedi tarzında da olsa, oyunculuklar ve hikayeyi beğendim ben… image İzlenilesi… ;) image

1 Yorum

Filed under İzledikçe