Author Archives: zehrasunay

About zehrasunay

1979 doğumlu, evli ve bir kız çocuğu annesi, Niğde-Bor'da yaşayan bir bilgisayar öğretmeni. http://zehrasunay.wordpress.com

Kitap Tanıtımı #93 Dönüşüm (Metamorphosis)

kafkadonusum

 

Dönüşüm, ilk olarak 1915 yılında yayımlanmış Franz Kafka uzun öyküsüdür. Aslında uzun zaman olmuştu Dönüşüm’ü okuyalı ama buraya yazmamıştım. Dün Nazlı Ilıcak’ın köşesinde Kafka’dan “Ünlü Fransız yazar”, böcekten de örümcek olarak bahsetme gafını okuduktan sonra yazmaya karar verdim.  :D Yaşlı başlı kadın gerçi, çok görmemek gerek kafası karışmış da olabilir :D

Dönüşüm’ü yeni okuluma atandığım ilk dönem okumuştum, ilçe kütüphanesinden alarak… Kütüphane demişken, içerisinde çok az sayıda kitap olsa da; ilçemizdeki Halil Nuri Bey Halk Kütüphanesi bina olarak çok şirin. Tarihi yapıları hep sevmişimdir, içerisindeki sessizlik ve serinlik itibarıyla da insana huzur veren cinsten, zaten mis gibi de kitap kokuyor :)

5984720

 

Kitap yaklaşık 60 sayfa kadardı. (Şu an iade etmiş olmamdan ötürü tam rakam veremiyorum :) ) Yani 1-2 günde okunacak seviyede. İlk cümleden itibaren direkt konuya girilmiş. Konu ise bir çoğumuzun bildiği üzere Gregor Samsa isimli karakterin bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş olarak bulması ve ardından yaşadıkları.

Gregor Samsa, babası tarafından kendi borçları için sevmediği işi yapmak zorunda bırakılan bir karakter. kitap önsözünde de değinildiği üzere Kafka kendi babası tarafından aşağılanan bir insanmış ve bu kitabında da babasına karşı hissettiği duyguları yansıtmış. Hatta babası kendisini, yazarlığının para kazanma noktasında bir işe yaramaması nedeniyle, ailenin sırtında bir parazit olarak değerlendiriyormuş. Bunu da Kafka’nın babasına yazdığı mektuplardan anlayabiliyormuşuz.

Kitap üç bölümde değerlendirilebilir. İlk bölüm Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi ile birlikte işinden, bir an önce işe yetişme kaygılarından, patronundan bahsettiği bölüm, ikinci bölüm, aile yapısını anlattığı anne-baba ve kızkardeş Grete’in  Gregor Samsa böceğine karşı ittifak içerisine girdikleri bölüm, üçüncü bölüm ise böceğin kendi içine dönmesi, kabuğuna çekilmesi, tekrar insana dönme umudunu tüketmesi olarak değerlendirilebilir.

Gregor Samsa böceğe dönüştükten sonra kız kardeşi Grete tarafından şefkat görür, ailede ona yardım eden, bakımını yiyeceğini sağlayan tek kişi Grete’dir. Fakat zamanla Grete de ondan tiksinmeye başlar. Anne ve babası gibi ondan kurtulmak ister. Bence bu noktadan bakıldığında öyküde esas dönüşen karakter Grete’dir.
image

Uzun uzadıya yazmaya da gerek yok aslında, nonlarca değerlendirme yapılmıştır Dönüşüm hakkında. Neticede, insanın kendine yabancılaşması, aile tarafından ekonomik olarak sömürülme, baba otoritesi gibi konular tasvirlerle mükemmel işlenmiş diyebiliriz.

 

2 Yorum

Filed under Okudukça

Yıldız Tozu & Stardust

stardustYıldız Tozu; 2007 yapımı, IMDB puanı 7,8 puan olan ve Neil Gaiman’ın aynı adlı romanından uyarlanmış bir fantastik-komedi-romantik-macera filmi. Çok eğlenceli ve tatlı bir konusu var. Aile ile birlikte rahatlıkla izlenecek cinsten; yani şiddet ve cinsellik içeren sahneleri yok.

Ben normalde fantastik filmleri sevmem, konu ne kadar gerçeğe uzak ise film de bana o kadar uzak gelir. Ama bu öyle değil.  :) Konu şöyle; Duvar isimli bir köyde yaşayan Tristian, sevdiği kadının kalbini kazanmak için bir yıldızı getirmeye söz verir. Yıldız dediysek bu bir kadın birden gökyüzünden yer yüzüne düşer. :)

10stardust-600

Yıldız yani Yvene(Sienna Miller) sevilip şımartıldıkça parıldayan bir kadındır. Hangimiz gerçekte de öyle değiliz ki? :)

stardust-1

Bir de ölümsüzlük ve gençlik peşinde cadılar :) Esasında bu kadınlar çok güzel özellikle de ortadaki. (Michelle Pfeiffer)

starlilim

Filmde çok eğlenceli bölümlerden biri prenslerin ölüp ruh halinde birbirleri ile muhabbet ettikleri kısımlar. Ve Bizim ikilinin gemisinde seyehat ettikleri kaptan Sheakspare(bu kelime böyle mi yazılıyordu ki ;) ) halleri. Kaptanı oynayan oyuncu Robert De Niro. Adam hangi role girerse girsin müthiş. :D :D Aklıma geldikçe gülüyorum…

tumblr_mpbwenMaLV1rknv2lo1_500

Eminim televizyonda da defalarca verilmiştir.  Ama izlemediyseniz ve eğlenceli bir-iki saat geçirmek istiyorsanız izleyin. :)

 

 

1 Yorum

Filed under İzledikçe

Umut Işığım – Silver Linings Playbook

image Sanırım eşimle tatil moduna girdik ki film izleme oranımızı artırdık. :) David Russel’ın yönettiği,2012 yapımı, senaryosunun Matthew Quick’in aynı adlı romanından uyarlandığı bir film Umut Işığım. İmdb’den 7,9 puan alan filmin tüm oyuncular Oscar adayı olmuş ve Jennifer Lowrence en iyi kadın oyuncu ödülünü almış.(Bu kadını Açlık Oyunları’nda Katnis rolü ile hatırlıyorum fakat bu filmdeki performansı harikaydı) image Pat(Bredly Cooper) bir edebiyat öğretmeni iken hayatının şokunu yaşar; düğün müziklerinin yankılandığı kendi evinde karısını başka bir erkekle bulur. Ardından adamı öldüresiye döver ve mahkeme kararı ile 8 ay terapi merkezinde kalarak öfke kontrolünü öğrenmesi amaçlanır. 8 ay sonunda annesi onu hastaneden alıp evlerine getirir ve babası(Robert De Niro) ile görürler ki Pat’in bipolar davranış bozukluğu aynen devam etmektedir. Pat hayatının merkezine karısını koyup, onun istediği özelliklerde bir erkek olmayı takıntı haline getirmiştir. Bir arkadaş yemeği esnasında Tiffany(Jennifer Lawrence)ile tanışır. Tiffany de yakın zamanda eşini kaybetmiş ve aynı psikolojik sorunla yaşamaya devam etmektedir. image Pat, Tiffany ile birlikte karısının gözüne girebilmek için bir dans yarışmasına katılmaya karar verir ve farkında olmadan normalleşmeye başlar. Romantik komedi tarzında da olsa, oyunculuklar ve hikayeyi beğendim ben… image İzlenilesi… ;) image

1 Yorum

Filed under İzledikçe

Misafir oldum :)

image

Bir nevi iade-i ziyaret oldu benimkisi… Ev sahibesini biraz zorlayan cinsten… Adaşım pek kıymetli, beni konuk ettiği için çok teşekkürler. Çok güzel bir deneyimdi her aşaması ile… Okumak isterseniz yazı linki; http://afede-hali.blogspot.com.tr/2014/06/iade-i-ziyaret-fatma-zehra-afede-halinde.html?m=1
Gerçekte de konuk olabilmek, konuk edebilmek dileğiyle…

Yorum bırakın

Filed under İzdüşüm

Mreyte ya mreyte – Racha Rizk

“Bu da burada dursun”…

Sen Aydınlatırsın Geceyi filmini izlemek isteyip de kaçıran, bulurum nasılsa diyerek bulamayan, filmde çalan bu şarkıyı defalarca dinleyen  FZ :( Şarkı çok da fazla üst üste dinlenilecek cinsten değil aslında, bir karamsarlık oturuyor içinize… Ya da bana öyle geliyor… Ama çok güzel. Sözlerinin çevirisi de şöyleymiş…

***

Aynam, aynam ..
Sana hikayemi anlatacağım. Söylesene bana kimim ben?
Ne kadar büyürsen büyü, ne kadar değişirsen değiş ;
Sen bensin ben de sen.
Benim gözümde zaten altı yaşındasın ah aynam.

Sana hikayemi(masalımı) anlatacağım
Bana onların hepsinden daha çekici (zarif) olduğumu söyle
Ve daha cazibeli (Nazlı) olduğumu söyle
Bak bana ve gördüklerini söyle. Ah, aynam..

Sana hikayemi anlatacağım
Söyle bana, neden saçlarım sarı değil?
Kalçalarım küçük değil ve dudaklarım iri (dolgun) değil? ah aynam..

Sana hikayemi anlatacağım
Söyle bana nasıl küçültürüm onu ?
veya makyajla nasıl güzelleşebilirim o çekici kıyafetlerin içinde

Söyle bana kimim ben?
ne kadar büyürsen büyü, ne kadar değişirsen değiş, sen bensin ve ben de sen
benim gözümde zaten hala altı yaşındasın, ah aynam

söyle bana kimim ben..
söyle bana kimim ben
ah aynam, ah aynam, ah aynam..

1 Yorum

Filed under Müzik

No Country For Old Man

image

Türkiye’de “İhtiyarlara yer yok”ismiyle 2007 yılında gösterilmiş. IMDB puanı 8,2 gibi yüksek bir film olan No Country  For Old Man’i bir kaç sene önce izlemiş ve unutmuşum. Biutiful filminde Javier Bardem’e hayran olunca sevgili adaşımın önerisi ile bu filmi izleyelim dedik. Tabi film baslar başlamaz izledigimizi hatırladık ama hine de devam ettik.

image

Bu adamın oyunculuk yeteneği müthiş… Biutiful gibi sempatik bir karakter olmasa da, hatta bırakın sempatikliği, resmen psikopat bir rolde :)

image

Filmin konusu ise şöyle; Llewellyn Moss (Josh Brolin) geyik avında olduğu bir gün, Meksika yakınlarında bir uyuşturucu pazarlığının bol kanlı sonuyla karşılaşır. Sadece parayı alıp giden Moss yaralı olan birine su vermek amacıyla geceyarısı olay yerine döner, ancak bu niyeti başını derde sokacak ve Anton Chigurh (Javier Bardem) ile tanışmasına neden olacaktır.

image

2 Yorum

Filed under İzledikçe

Kitap Tanıtımı #92 Son Kamelya

DSC_0203

Son Kamelya

Yazar: Sarah Jio

Daha önceden aynı yazarın Mart Menekşeleri ve Böğürtlen Kışı kitaplarını okumuştum. Her ikisi de çok sürükleyici, bir çoğumuzun tabiri ile pembe dizi tadında, romantik kızsal kitaplardı. Son Kamelya’yı da aynı beklenti ile okudum ve yanılmadım. Arkadya Yayınevi her zamanki gibi süslü püslü bir kapak tasarımı ve bunun kombini püsküllü bir ayraç ile sunmuş kitabı. İçerikten bağımsız olarak sırf bu iki detay bile, Sarah Jio kitaplarını “kızsal” kitap kategorisine almaya yeterli diye düşünüyorum. Bu kapağa sahip bir kitabı klasik bir Türk erkek okurun elinde görmek hayli ilginç olurdu doğrusu. Bu cümleleri yazarken Elif Şafak’ın Aşk kitabını erkekler için gri kapakla yeniden bastırması geldi aklıma örneğin; pembe kapaktan okumayacakları düşünülmüş olmalı; ki öyle de olmuştu yanlış hatırlamıyorsam…

Sarah Jio önceki kitaplarında olduğu gibi yine iki farklı zaman katmanında ilerletiyor hikayesini; birisi günümüzde geçen kısım, diğeri ise günümüzde geçen kısımla bir şekilde kesiştirilecek olan geçmiş zamanda yaşanan kısım.

Kitapta bol bol kamelyalara dair bilgiler var. Zannedersem kamelya bitkisi ülkemizde çok yaygın değil. Bir çeşit sarmaşık gül diyebiliriz zannedersem, fakat güle nazaran daha sık taç yapraklı bir bitki olsa gerek. Kitabın konusu da nesli tükenmek üzere olan bir pembe kamelya çiçeği etrafında çerçevelendirilmiş.

Kitap arka kapak yazısı kitap hakkında oldukça yeterli bilgi içeriyor;

“Önce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir. Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?”

“1940′lı yılların Amerikası’nda bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar… Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingston Köşkü’ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkânsız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir.

Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü’ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır…

Mart Menekşeleri ve hâlâ çoksatanlar listesinde yer alan Böğürtlen Kışı yazarı Sarah Jio’dan muhteşem bir kitap daha. Son Kamelya, kalbimizdeki geçmişin zehrini umut kırıntısına tutunan küçük bir tohumla yok edebileceğimizi gösteren bir başyapıt.”

“Günümüze kadar taşınan geçmişin gizemi ile olayları yatıştıran affetmenin gücü tek kelimeyle muazzam.”

Severek, sıkılmadan okunulacak tarzda bir kitap… Dinlendirici ;)

PS. Kamelya kelime olarak dilimizde daha çok çardak anlamında kullanılmakta, kitapta ise bir tür çiçek anlamı ile kullanılmış. Yukarıdaki fotoğrafaki çiçek ise bir kamelya değil, apartman bahçesinden aşırdığım bir gül. :)

 

5 Yorum

Filed under Okudukça